Image
2018 Kasım

‘Mezdok Adigeleri’nde din

‘Mezdok Adigeleri’ bugün kuzey Kafkasya’da Mezdok bölgesinde yaşayan Çerkeslerdir. Mezdok, Rusya Federasyonu içinde yer alan Stavropol bölgesine bağlı; güneyinde Kuzey Osetya, batısında Kabardey-Balkar cumhuriyeti, doğusunda ise Terek nehri ile sınırı bulunan bir bölgeyi kapsamaktadır.

‘Mezdok Adigeleri’ bugün kuzey Kafkasya’da Mezdok bölgesinde yaşayan Çerkeslerdir. Mezdok, Rusya Federasyonu içinde yer alan Stavropol bölgesine bağlı; güneyinde Kuzey Osetya, batısında Kabardey-Balkar cumhuriyeti, doğusunda ise Terek nehri ile sınırı bulunan bir bölgeyi kapsamaktadır.

Mezdok (мэздэку) kelimesi Adige (Çerkes) dilinde sağır orman anlamına gelir. Mezdok bölgesinde Adigelerin bir kolu olan Kabardeyler yaşamaktadır. Bu kısa coğrafi tanımlama ve Mezdok kelimesinin açılımından sonra neden Mezdok Adigelerinde din konusunu ele aldığımı anlatmak istiyorum. Bunun üç nedeni var: Birincisi bitirme tezi olarak hazırladığım dört dilde dini terimler sözlüğü çalışması, ikincisi bu çalışmamla daha yakından tanıdığım Mezdok Adige’lerinde Hristiyanlık ve müslümanlığın tam olarak anlaşılamamasından doğan problemler, üçüncüsü ise 1999 ve 2001 yıllarında bu bölgeye yapmış olduğum ziyaretler ve incelemeler sonucunda bu konuyu daha derinlemesine ele almak istedim. Bu bağlamda yakın zamanda Mezdok Kabardeyleri adlı iki eser yayınlanmıştır, bu kitaplar yine Mezdok doğumlu iki yazarın araştırması olan Dr. İlzata Bola ve Nikolay Kun tarafından kaleme alınmıştır.

Bugün Hristiyan ve Müslüman Adigelerin birlikte yaşadığı Mezdok bölgesinde bu din ayrılığına rağmen hiçbir sorun yaşanmaz. Bu konuya geçmeden önce Çerkeslerde din ve inanç meselesine kısaca göz atmakta fayda var.

Din, Adigelerde hiçbir zaman tamamı ile benimsenip etkin olmamıştır. Elbette ki binlerce yıllık geçmişleri ile Çerkesler dinsiz değillerdi. Din tarihine baktığımızda Adigelerin inandıkları önemli tanrıları olduğunu görürüz. Örneğin; Şıble (savaş ve yıldırım tanrısı), Lhepş (demir ve ateş tanrısı), Sevsereş (‘zyekuathe’ gezginler tanrısı), Mezıtha (avcı ve orman tanrısı), Kutıj (Adalet tanrısı), Teşub (savaş tanrısı) gibi. Oysaki tüm bunların dışında yazılı öğretiler ile Adigeler de etkileşime girmişlerdir. Araştırmacı yazar Nikolay Kun ‘Mezdok Kabardeyleri’ kitabında tüm bunlara değinirken Hristiyanlığın ve Müslümanlığın Adigeler arasında nasıl etkin hale geldiğini tarihi belgelerle okuyucusuna sunar. Hristiyanlık özellikle Kabardey bölgelerine 1771’de ağırlık kazanmaya başlar. Bu dini kabul etmek istemeyen bir grup toprağa bağlı köylü bölgeyi terk ederek Mezdok’a yerleşir. Daha sonra 1785’te Şeyh Mansur’un çarlık politikası karşıtı olma yolunda başlattığı ‘İslamizm’ parolası, Müslüman Adigelerin ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur.

Din ayrılığına rağmen Hristiyan ve Müslüman Adigelerin Mezdok’taki huzurlu ve birlikte yaşamları pek inandırıcı gelmeyebilir. Ancak bu durumu yerinde görmüş ve kendi çapında gözlemlemiş bir insan olarak doğrusu ben de şaşırdım. Her türlü acıyı ve sevinci kardeşçe paylaşan bu insanları birlikte hareket ettiren gizli gücü merak etmemek elbette ki mümkün değil. kendi kendime acaba yabancılara karşı bir gösteri midir gibi sorular sıralandı kafamın içinde, hatta bunun önünü kesmek için;

-Ben de Adigeyim, yabancınız değilim, yani sizden biriyim. Bana lütfen doğrusunu söyleyin, hiç mi bu din ayrılığı aranızda sorun olmuyor? Orta yaşta güzel giyimli ve güler yüzlü birinin çok yumuşak bir ses tonuyla ‘Sizce aramızda bir sorun mu olması gerekiyor?’ sorusu karşısında verecek yanıt bulmakta zorlandım, kendimi toparlama fırsatı bulamadan bir başka ses:

-Siz Adige olduğunuzu söylüyorsunuz. Şayet Adige iseniz buna şaşırmamanız gerekir.

-Neden?

-Çünkü biz Adigeler için önemli olan insan olmaktır. Sonra Adige Xabze’nin gereği kişinin inancı kendisi ile inandığı şey arasında özel bir meseledir. Neden sorun olsun ki?

Bir başka ses:

-Doğrusu bazı Kabardeyler bizi sevmez (gülümseyerek) çünkü biz (tapınma hareketleri yaparak) böyle olduğumuz için, deyince hep birlikte gülüştük. Sonra benim inancımı, kendilerini nasıl bulduğumu içeren sorular sordular. Benim Türkiye’den gelip Nalçik’te okuduğumu ve buraya yerleştiğimi öğrendiklerinde daha çok ilgilendiler. Adigeceyi ve Rusçayı Kafkasya’da öğrendiğimi söyleyince Türkiye’de yaşayan Adigelerin durumu, anadillerini bilip bilmediklerini, nüfus, evlilik, ekonomik durumlarını içeren pek çok konuya değindik. Yanıtlarımdan sonra dönüp dolaşıp sözü yine dine getirdim. Ama bu sorgulamalarımdan iyice sıkıldıkları belli oldu. Bu arada Nikolay Kun ile de görüşme fırsatım oldu. Aynı konuyu onunla da paylaştık.

Kendisi Adigelerin Hristiyan, Müslüman ya da başka bir inançta olmalarını kitabında uzun uzun yazdığını söyledi. Sayın Kun dini inanç meselesini bir sorun olarak görmemek düşüncesini taşımakta ve Adigeleri bir kılan bugün bundan daha güçlü olan tarihsel mirastan söz etmektedir. Adigelerin kendi dillerinde Tha kavramı ile ifade bulan bir inanç sistemleri var. Bu inanç ise Hristiyanlık, Müslümanlık öncesine dayanır. Ve yine bu inanç tek tanrı olarak görseldi. Adigelerin çok tanrılı bir toplum oldukları sayılıyor oysa Adige dilinde tha’lar (tanrılar) diye bir kavram yoktur. Kısaca ‘Tha’yı çağrıştıran her sözcük ‘Tha’ (tanrı) anlamında değildir. Öyle ki inanç ve anlayış nedeniyle her doğa olayı tanrıya mal edilmiş ya da doğa olayının bir tanrı tarafından meydana getirildiği şeklindeki yorumlamalarla yukarıda bahsettiğimiz çok tanrılı bir toplum portresi çizmiş olabiliriz.

Ayrıca Adige dilinde öğütçü, danışman, yol gösterici, önderlik eden anlamları içeren Thamade kavram sözcüğü, ‘Tha’ yı çağrıştırmaktadır. Tha ile bağlantısı açıktır. Thamade’nin toplumdaki işlev ve görevine dikkat ettiğimizde onun yaptırım gücünü görürüz. O güç polis mi, jandarma mı, ekonomik bir güç mü? Hayır, hiçbiri. Onun tek ve değişmez gücü Xabze denilen sözel buyruklardır. Birkaç örnek verecek olursak:

* Adigelik insanlıktır. Адыгэгьэр цlыхуыгьэщ.

* Ayıp. Емыкlу

* Uygun olan adettir. Екlур хабзэ.

* Olmuyorsa oluruna git.Мыхьумэ зэрэхьушlы .

Ne din, ne de baskıcı bir otoritenin bulunmadığı bu toplumda sadece utandıran ve insan olduğunu hatırlatan uyarılarla yönlendirme vardır. Bu durumu günümüzdeki koşullarda açıklamak gerçekten mümkün değildir, ne yazık ki bu anlatılamaz ancak yaşanır.

Nikolay Kun bize Adige adları ve aile damgaları incelendiğinde modern dünyanın henüz ulaşamadığı konularla karşılaşacağımızı ve bu konuları basit görüp geçiştiremeyeceğimizi, basit gibi görmenin haksızlık olacağını belirtti.

Kendisi Tha, Thamade, Xabze üçgeninde dokunan Adige toplumunun, din meselesini çoktan aştığını söyleyerek aralarında bir sürtüşmenin ve sorunun yaşanmadığını dile getirdi. Ona göre Xabze, özünde pozitif hukuk ötesi bir anlayış ve Xabzeyi salt gelenekler manzumesi olarak düşünmek yanıltıcıdır dedi ve unutulmayacak bir sohbet ile yanından ayrıldım. Bu sohbet ve bilgi paylaşımında sonra kendisi ile bir müzik festivalinde aynı sahneyi birlikte paylaştık. İcra sonunda bize sertifika verildi. Daha sonra iki kere kendisini ziyaret ettim. Değerli müzisyen eğitimci folklor araştırmacısı Nikolay Kun’u rahmetle anmak istedik. Kitapları ve müziği ile hep hatırlayacağız.

 

Doç. Dıjın Çurey

Abhazya Devlet Üniversitesi Filoloji Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi, Filolog- Etnomüzikolog, Folklorist