01 Eylül 2019, Pazar

Yerel seçimlerde Çerkesler:

 

      1 konu, 2 hikâye

      Hatırlarsınız, yerel seçimleri bütün Türkiye olarak çok enteresan bir şekilde geçirdik. Seçime girmesinde sakınca olmayan, ancak kazandığı zaman mazbata verilmesi için sakıncalı çıkan adaylardan tutunda, bütün Türkiye’nin ve hatta dünyanın bu ülkeyle ilgili tüm kesimlerinin gözünün üstünde olduğu İstanbul seçimlerinde yaşananları. Bütün bu olup bitene havuz medyanın nasıl baktığını ve bütün bu olup biteni gerek gazeteleriyle gerek televizyonlarıyla halka nasıl servis ettiklerini. Yaşananları şöyle bir düşünün, gazetelerde yazılanları ve televizyonlarda söylenenleri hatırlayın. Siyasi partilerin açıklamalarını anımsamaya çalışın. Hatırladınız mı? Evet, işte bu durum tam da tipik Türkiye iç siyasetinin ta kendisidir. İşte eğer ki Türkiye’de siyaset yapacaksanız; bunu hep hatırlamanız hatta hiç unutmamanız gerekir. Çünkü bazı şeyleri hatırlamak yetmez, bazı şeyleri hiç unutmamak gerekir.

      Geçtiğimiz yerel seçimler, yerel seçim hariç her şey idi neredeyse. Neredeyse siyaseten seferberlik ilan edilmişti. Bütün siyaset kademeleri, siyasi parti liderleri, devlet kurumları, devlet adamları, milletvekilleri, bakanlar ve sayarsak suçlu çıkacağımız mevkiler-makamlar; yerel seçimleri yerel olmaktan alıp, öyle bir genele koyuyordu ki: bir tarafta işin ucu beka meselesine, öbür tarafta ise devrime değiyordu.

      Şehirler gergindi, meydanlar gergindi, mahalleler, sokaklar gergindi, evler gergindi; çünkü ülkemizdeki seçim ahlakı ne yazık ki gerilmeler üzerine inşa ediliyor. Ne yazık ki; her seçim merkezden sağa; iç güvenlik meselesi, merkezden sola; devrim hazırlığı tadında.

      Olup bitince, durup bakınca; gördük ki Türkiye iç siyaseti aynı siyaset. Türkiye’de siyasetin sağı sağ değil, solu sol değil ve ne yazık ki sağ seçmen için önemli olan ülkenin bekası da, sol seçmen için önemli olan bu milletin kurtuluşu da sağ, sol siyasi partiler için yalnızca bir seçim malzemesinden ibaret.

      Neyse bunlar beni aşan şeyler. Sandık demokrasisini hayatım boyunca hiç anlamadım, çünkü anlamak istemiyorum. Benim inandığım demokrasi anlayışını belirli sürelerde sandığa gidip oy atmak kadar basit değil; kendimin, ailemin, sokağımın, mahallemin, kentimin, ülkemin yönetimine, 7 gün 24 saat katılamayacağım, üstelik katıldığımda bana müdahale edecek bir polis teşkilatını, beni suçlu bulacak bir yargısını bünyesinde barındıran bir sisteme demokrasi demek beni yaralar.

      Beni seçimlerde ilgilendiren, buraya yazabileceğim bir konu, iki hikâye var. Bu ayki köşemde de hazır seçimlerin kulağımızdaki pasları çözülmüşken yazayım istedim.

      Doğan Duman’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adayıyla ilgili kabaca görüşümü kendi günlüğümden paylaştım. Bu konudan tamamen farklı bir yaklaşım gerektiren o konunun burada yazılanlarla ilgisi olmadığını belirterek geçiyorum.

      Bizim Çerkeslerin Türkiye diasporası, siyasetin s’sini bile bilmeyenlerle dolu. Siyasetin s’sini bilenlerin de büyük bir kısmı demokrasi özürlülerdir. Arta kalan azınlığın da hiçbir yere gücü yetmez, dikkatle bakmadan görülmezler bu halkın içinde. Hem demokratik bilince sahip, hem siyaset bilen hem de bu bilinç ve bilgiyle Çerkesler içinde ‘etkili’ siyaset yapan kimse yok. Her seçimde bunun yansımaları görünür. Her seçimde bir siyasetin kuyruğuna takılıp, o siyasetin karşısına aldığına düşmanca saldırmayı marifet bilirler. Bu bazı istisna enformel yapılanmalar hariç sağı için de solu için de aynıdır. Bunun içinde başka suçlular bulup bir övünme limanı olarak Çerkesliğimize toz kondurmadan yaşayabiliriz. Suçlu, vatanımızı işgal edip bize soykırım yaşatan Rusya olabilir. Suçlu, iskan politikalarıyla coğrafyasının dört bir yanına bizi parçalayan Osmanlı olabilir. Suçlu, asimilasyonu bir devlet politikası olarak işleyip bize kendi vatanımızı, kültürümüzü, dilimizi unutturan Türkiye olabilir. Bu durumda bizim Çerkeslik limanımız, Çerkesliğin dünyadan bu kadar kopuk olmuş olmasına rağmen övünülecek bir liman olarak bizi bekler. Peki bunun ne faydası olur? Bizim babalarımıza kıyasla eksilen Çerkesliğimizden ne kaldıysa, onun yarısını bile çocuklarımıza aktaramayacak olmamıza ne faydası olur? 

      Geçen seçimlerde bizden sırf Çerkes diye birilerine oy vermemizi isteyen, vermeyecek olmamız ihtimaline dahi saldırmayı görev edinen sözde asalet ve nezaket abrekleri, durmadan övündükleri o asaleti ve nezaketi bir kez daha cehaletleriyle kirletirken kendilerince hem Çerkes hem de demokratlardı. Böyle Çerkeslik ve demokratlık olmaz olsun demeye fırsat kalmadan başkaları, siyasi partilerde herhangi birini seçilecek bir yerden aday göstermeyen partilerle aralarına mesafe koyduklarını açıklamaya ve Çerkes kamuoyunu bu açıklamaya imza atmaya davet etmeye yüzleri dahi kızarmıyordu. Aklıma hemen 2015 yılındaki genel seçimler geldi bunlara maruz kalırken. Çünkü en başta sözünü ettiğim hem siyaseti bilen hem demokrasi bilgisine sahip arkadaşlarımız içinde ve üstelik aynı görüşten, aynı partiden, aynı talep ve temenniler ile siyasete atılan ve bazı yerlerden milletvekili çıkartan insanları bir araya getirip demokrasi gündeminde en azından aynı düşüncede buluşabilmiş 30-35 kişilik bir ekibi buluşturmak isteyen arkadaşlarımızdan kimilerinin egosu, demokrasi anlayışlarının önüne geçmiş ve daha ilk buluşmada mesele Çerkeslik meselesinden çok kişisel meseleye dökülmüştü. Buradan edindiğim tecrübe son seçimlerde maruz kaldığım bu sahneyi daha iyi anlamama sebep olmaktadır. Siyasetin hiçbir türünde, demokrasi mücadelesinin hiçbir kulvarında evrensel değerleri tek bir kişi veya halk için yorumlayarak mesafe alınmaz. İnsanların oy verme tercihlerini evrensel değerler ve günlük şartlardan bağımsız bir şekilde etkilemek isteyen hiçbir kişi veya kurum, temsil ettikleri veya temsil etmek istediklerini söyledikleri kişilere veya gruplara zarar vermeden siyaset yapamaz. Dünyadaki siyasi seçimler eşitlik, hukuk, adalet ve benzeri kavramlar ile yada ülkede her insanı din, dil, ırk olarak ayırmadan ilgilendiren huzur, refah, ekonomi, istihdam vb konular gibi gündemlerle ilerler. Çünkü zaten bu değerler her insanı doğrudan ilgilendirdiği gibi, aslında halkları ve grupları da ilgilendirir. Oysa geçen seçimde bizim Çerkeslerin siyasetinin ortalama gündemi, şu partinin bu adayı Çerkesmiş ona oy verelim diye çağ dışı bir şekildeydi. Bir insanın gerçekten bu şekilde yönetime katılmak istemesi ne kadar sağlıklıdır? İnsanlardan bu şekilde oy istemek ne kadar medenicedir? İnsanın durup ‘asalet ve nezaket denilen bu mu?’ diye düşünmesi gerekir. Ancak bu ortaçağ milliyetçiliği ile demokrasiyi buluşturan insanlar bunu övünülecek bir şey sanıp, dışında kalan ve eleştirenlere, ortaçağ milliyetçiliklerine yakışır biçimde saldırmaktan ve onlara hainlik ve ihanet gibi suçlamalarda bulunmaktan da utanmadılar. Aynı güruh bir köylü kurnazlığıyla harmanladıkları bu ortaçağ milliyetçiliğiyle birden çok şehirde her türlü görüşten partilerden aday olan kimileri için sadece Çerkes oldukları önerisiyle oy gasp etmeye çalıştılar. Gasp etmeye çalıştılar çünkü oy vermeyecekleri peşin olarak suçlayarak yaptılar bu faaliyetlerini. Peki ne oldu? Bu güruhun oy istediği bazı yerlerde, oy istedikleri Çerkes soylu adaylar, aday oldukları partinin yerel gücüyle kazandı seçimleri. Şimdi durup bakınca o adayın Çerkesliğinde, Çerkeslik neyi kazanmış oldu? Hiçbir şeyi. Çerkeslerin oyunu bir pazarlık malzemesine çevirmek isteyen ortaçağ milliyetçilerinin öğrenmesi gereken çok şey var. Seçim takviminde bir adaya Çerkes diyerek oy toplamakla dikkate almazlar kimseyi. Çünkü o basit, geleneği olmayan siyaset biçiminin bir karşılığı yoktur. Önemli olan; Çerkesleri siyasetin zaman tüneline sokmak ve seçimlerden önce örgütleyerek taleplerini sahiplenen nesilleri yetiştirerek hayatın içine sokabilmektir. Öğrenilmesi gereken budur. Esas siyaset seçim takvimlerinden önce yapılır, seçim takviminde ise bu siyasetin reklamı yapılır. Oysa Çerkeslerin (istisnalar hariç) böyle bir siyaseti olmadığı gibi, seçim zamanlarında olmayan bu siyasetin reklamını yapmaya çalıştıkları tek şey ortaçağ milliyetçiliğidir. Her sebzenin mevsiminde yenmesi gerektiği gibi, her siyaseti de çağında yapmak gerekmektedir. Diaspora toplumunda, baskın ulus milliyetçiliğinin bile yapmaya tenezzül etmediği argümanlarla ezici-öteleyici bir şekilde oy istemenin geri dönüşü, seçimden sonra kenara çekilip kahvehane köşesine döndürülmüş sosyal medya platformlarında Çerkesliği kurtarmaya çalışmış hissetmenin verdiği dayanılmaz hafifliktir.

      Oysa demokratik bir zemin inşa edebiliriz ve kendi siyasetimizi yapabiliriz. Demokratik Çerkes Kongresi’nin inşası, Çerkeslerin siyaset arenasında evrensel değerleri barındıran ve yılın 365 günü bu evrensel değerler ile kendi siyasetini geliştiren bir yol olabilir. Yaşadığımız coğrafyaya cahil olmayan, kendini fanusun içinde sanmayan, yaşadığımız şartları diğer insanlarla paylaştığımızı ve bizim taleplerimizin aslında herkesin talepleri olabileceği anlayan insanları yan yana getirebiliriz. Oy isterken Çerkes olduğumuzu söylemek zorunda kalmadan Çerkes olabileceğimiz, oy verirken Çerkes seçmeden Çerkesliğe faydaları olacağına emin olabildiğimiz; adaleti: herkese, eşitliği: herkese, hakkı-hukuku: hepimizi temsil eden, hepimize dokunabilen bir siyaset yapabiliriz.

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.