Image

Birgül Asena Güven
@dünyayerindenoynar
birgulasena2018@gmail.com
Tüm Yazıları

01 Eylül 2019, Pazar

Siyahlı beyazlı kadınlar

 

     İsrail’den döndüğümüzde bu gazetenin sayfalarında siyahlar giymiş ve kendilerine ‘WOMEN IN BLACK’ adını veren bir grup kadının fotoğrafını görmüştünüz. Kadınlar, 1988 yılından beri her Cuma İsrail’in dört farklı noktasında gerçekleşen eylemleri ile İsrail işgalini protesto ediyorlardı. Arjantinli annelerin beyaz başörtülerinin tersine siyah rengi seçtiklerini çünkü bölgedeki savaşın bu rengi hak ettiğini söylemişlerdi. Aktivistlerden biri bana ‘Vandana Shiva’yı tanıyıp tanımadığımı sormuştu. Tanımadığımı söylerken sanırım biraz utanmıştım.

     Barış gibi, tohum gibi insana ait en temel değerlerin korunması kaygısıyla atılan adımlarda siyahlı beyazlı kadınlara rastlamak bir tesadüf olmasa gerek.

     Günlük gazetelerin sağlık sayfalarında sıkça rastladığımız; ‘sadece yerel olanı tüketin’ önerilerinin aslını astarını anlamak üzere okumaya, dinlemeye, araştırmaya başladığımda ilk karşıma çıkan isimlerden biri oldu Vandana Shiva. Kendisi; ‘Kuantum Teorisinde Gizli Değişkenler ve Mekansızlık’ üzerine doktora yapmış bir fizikçi ve doğa aktivisti ve çok daha fazlası. Kadınlar, ekoloji, hayatta kalma, tohum vb üzerine yazdıklarını okumaya, paylaşmaya, hayal kurmaya devam ediyorum.

     Önce; özlediklerimi, soframda görmek istediklerimi düşünüyorum, sonra 2005’te Nobel Barış ödülüne aday gösterilen bu kadının önermelerinden bazılarını sıralıyorum alt alta;

      -Küreselleşme yerine yerelleşme ve bölgeselleşme

      -Doğanın barındırdığı türlerin bütünlüğüne saygı

      -İnsanların doğanın efendileri olarak değil, onun parçası olarak kavranması

     -Üretim ve tüketimde biyoçeşitliliğin korunması

     Elbette; ‘saldırgan tahakküm yerine şiddetsizlik ve rekabet yerine eşitlik ve karşılıklılık’ da var önermeleri arasında ama bu ikisine belki birazdan değinmeliyim.

     Sokaklarda, marketlerde ‘süt mısır’ diye satılan mısırların hemen hepsi ‘Amerikan tohumu’ diye ifade edilen ve tanesi toprağa değdiğinde yeniden başak vermeyen bir tür. Tanelerin bileşimini ve böcekleri uzak tutmakla kalmayıp insan vücuduna girdikten sonra bile devam eden sürecini araştırabilirsiniz. Bir çoğumuzun özlediği ise; içinde hala hayat barındıran taneleri olan mısırın unu ile kurulmuş, karılmış kadim bir sofra. Bu talebin karşılığı;’ küreselleşme yerine yerelleşme ve bölgeselleşme’ önermesidir.

     Kızılderililerin taşla, toprakla barışık yaşam kültürlerini herkes bilir. Sessizce kulak verdiğimizde derinlerden duyacak olduğumuz ise; atına kardeşi gibi seslenen, avlanmaya çıktığında yanında sınırlı sayıda ok taşıyan ve biz Kafkasyalılara ait olan kadim bilinçtir. ‘Doğanın barındırdığı türlerin bütünlüğüne saygı’ ve ‘İnsanların doğanın efendileri olarak değil, onun parçası olarak kavranması’ önermesi, bu bilincin karşılığıdır.

     Kırmızı pancar turşusunun suyunu, iyice dövülmüş ceviz ve baharatlarımızla hemhal olmuş ısırgan otunu, şıps bastamızı, mis gibi kurtulmuş etimizi, antibiyotik kokusu yerine dağların lezzetini barındıran peynirlerimizi özlediğimizde de ‘Üretim ve tüketimde biyoçeşitliliğin korunması’ önermesinin karşılığına yaklaşıyoruz sanırım.

     Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası/Dünya Bankası personelinin çalışmalarının ürünü olan Aralık 2015 tarihli raporda; Türkiye’de 63 aktif, 38 inaktif ve 53 ulaşılamayan kayıtlı Kadın Kooperatifinden bahsediliyor. Kadın Kooperatifi başlığı altında değerlendirilmeyen ancak 27 sayfalık kooperatifler kanunu kapsamında kurulmuş olan kooperatiflerin sayısı şüphesiz daha fazladır.

     Hayallerimizdeki sofraları kurmak için, hem masallar, mitler ile taşınan, Setenay ile isim bulan dişil kadim bilginin kaynaklarına hem de eril olan aksiyon oluşturma yeteneğine ihtiyacımız var. Bu talep; kültüre, yaşam biçimine, kimliğe ilişkindir esasında. Anadilimizde konuşmak yakışır bu sofraların etrafına. Fast food zincirlerinin birinde notebook’unu açmış CV’sini oluşturmaya çalışan gencin bir sonraki işyerinde karşılaşacağı toplantının katılımcılarının gündemi olamayacaktır anadili. Bu nedenle; kurmuş olduğumuz, kuracağımız sofralar önemlidir ve politiktir.

     Son iki önerme; ‘saldırgan tahakküm yerine şiddetsizlik ve rekabet yerine eşitlik ve karşılıklılık’ Xabze yolundan yürüdüğümüzde zaten bizimledir.

     Biraz hayal, biraz sağduyu, biraz dişil akıl, biraz eril akıl, çokça kadim bilgi… pekala oluşturabilir esas olarak Çerkesler için tasarlanmış bir kooperatif yapısını. Belki de bu satırlar yayınlandığında bu yoldaki bebek adımlarından biri daha atılmış ve Jıneps mısırlarının ilk hasadı 1 Eylül’de yapılmış olur. Nicelerine…

 

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.