Image

Selçuk Sol (Sımsım)
Araştırma
selcuksimsim@hotmail.com
Tüm Yazıları

01 Mayıs 2019, Çarşamba

Keleşbey dönemi (2)

 

Keleşbey’in iktidara gelişi Babıâli, belli bir süre sonra Keleşbey’i Abhazya hükümdarı olarak başa getirmiş, Sohum-Kale paşası ve dolayısıyla Babıâli’nin Abhazya Valisi olarak onaylamıştır.10

Mevcut tarih literatüründe Keleşbey’in faaliyetinin başlangıcına ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Sadece gençliğinde amanat olarak İstanbul’da bulunduğu, orada eğitim gördüğü ve İslam dinini kabul ettiği bilinmektedir. 70’li yılların başında Abhazya’ya geri döndü. Osmanlı’nın yardımı ile amcası Zurab Çaçba’yı tahttan indirip iktidarı ele geçirdi.11

Zurab ile yeğeni Keleşbey arasında amansız mücadele, Zurab’ı bazen Megrel hükümdarı II. Katsi Dadyani’den askeri yardım istemeye mecbur bıraktı. Megrel hükümdarı defalarca Zurab’a yardım için asker gönderdi. Keleşbey amcası ile mücadelede savunmayı güçlü tutmak zorundaydı ve her daim başarılı olamıyordu. Zurab ile defalarca barış akdetti fakat bu sadece görüntüde kaldı. Zira her ikisi de hesaplaşmak için sürekli bahane arayışı içerisindeydi. Keleşbeş’in azim ve hırsı üzerine odaklanan Osmanlı Devleti bu iç çatışmaları kendi amaçları doğrultusunda kullandı.

Kont İ.F. Paskeviç şöyle yazar: “Güçlü ve girişimci karaktere sahip Keleşbey tüm beyliğin yönetimini elinde toplamayı ve sultanların ilgisini çekmeyi başarıyordu.”12

Böylece Zurab’ı devre dışı bırakan Sultan, Babıâli’nin tüm taleplerini karşılayan Keleşbey’i Abhazya hükümdarı olarak tanıdı.

Tarihçi S. Z. Lakoba söz konusu dönemle ilgili olarak, “Abhazya gelişimini müteakip, Keleşbeş Çaçba-Şervaşidze’nin ismiyle ilişkili çok önemli aşamaya girmiştir” diye yazar.13

Böylece 18. yüzyılın 80’li yıllarında (1778)14 Abhazya’da tahta Keleşbey Çaçba oturdu. Keleşbey’in devraldığı ülke, kapalı ekonomisi ve çok zayıf ticari ilişkileriyle dünyadan izole ve neredeyse bağımsız beyliklere bölünmüş durumdaydı.15

İlk olarak ülke içinde düzenin sağlanması gerekiyordu. Keleşbey, üniter devletin kurulması için itaat etmek istemeyen ve girişimlerine olumsuz tepki gösteren bağımsız feodallerle mücadele etti.

Keleşbey, hükümdarlığının ilk evresinde Sultana hizmette “sadakat göstermiştir”. Bu sayede dik başlı feodallere boyun eğdirmek ve iktidarını sağlamlaştırmak amacındaydı.Hükümdar olmasından sonra Keleşbey merkezi yönetimi güçlendirmek amacıyla sarayını Lıhnı’dan Sohum Kale’ye taşıdı.16

Tarihçi A.V. Fadeev şöyle yazmıştır: “XVIII. yüzyılın sonunda Abhaz hükümdarının sarayı olması dolayısıyla Sohum’un da sahil ticaretindeki önemi artmıştır. Nüfusu 6 bin kişi artmış, çarşı genişlemiş ve şehir oldukça düzenli bir hal almıştır. Türkler Sohum’u bazen ikinci İstanbul olarak tanımlamıştır.” 17

O dönemde baş düşmanı olan Dzapş-ipa beylerinin bazılarını açıkça ve acımasızca yok etti. Misafirliğe davet ederek kendi evinde öldürttü. Kudrı ötesindeki Açba beylerini etkisiz hale getirdi. Silah gücüyle Tzabal Marşan beylerini itaat etmeye mecbur bırakıp, sonrasında arabulucu mahkemede onlarla uzlaştı.18 Keleşbey’in onuru, özellikle kuzeni olan Abjuva hükümdarı Bekirbey Çaçba’nın kendi bölgesinde bağımsızlık teşebbüsü ile kırıldı.19

Keleşbey iç düşmanlarıyla savaşırken, gücünü artırmanın yanı sıra siyasi manevraya, yani akrabalık ilişkilerinin kurulmasına da ehemmiyet vermiştir. Böylece kendisi önce Dzapş-ipa prensesiyle, sonra Tzabal prensesi Rabia hanımla (Marşan-pha) evlendi. G.A. Dzidzarya’nın kanaatine göre Keleşbey’in “Leyba” soyuna ait bir kızla evlenmesi de halkı kendine yakınlaştırmak için siyasi bir adımdı.20 Böylece Çaçba soyundan sıyrılmayı ve yükselmeyi başardı. Ayrıca sahildeki tüm önemli kalelerin verasetli paşalarının, valilerinin, Poti ve Batum hükümdarlarının kendisine yakın Çaçba hanedalığı üyelerinden seçilmesini sağladı.

Hükümdar Keleşbey’in yükselen popülaritesini belirten tarihçi S.S. Esadze şöyle yazmıştır: “Gelencik’ten Anakliya’ya kadar ve hatta daha ilerisi Batum’a kadar tüm sahil kabileleri az veya çok Keleşbey’e itaat halindeydi.” 21

Keleşbey, dik başlı prensleri baskılama politikasını sürdürebilmek için Abhazya’nın içindeki bir toplumsal gücü yanına alması gerektiğinin bilincindeydi. Bu gücü oluşturmak için “küçük soylular” ve “Ankhayü” olarak tanımlanan imtiyazlı Abhaz köylülerini kullandı. Onları yanına hizmete aldı, sürekli sefere hazır vaziyette bekleyen 500 deneyimli savaşçıdan oluşan düzenli özgür köylü savaşçılar müfrezesini kurdu.22 Böylece “aşnaqma” adı altında ara zümreyi oluşturdu. Sahil ticaretinin gelişmesi ile Hükümdarın şimşir ve kürk ticaretinden ayrıca zengin olduğu bilinmektedir. 18. yüzyılın sonunda sahil pazarları her yıl vergi olarak 2 bin ruble gümüş gelir sağlıyordu.

Abhazya hükümdarı olan Çaçba beylerinin ekonomik gücünün pekişmesi ve siyasi otoritesinin sağlamlaşmasında sahil ticaretinin büyük rolü oldu. Hükümdarların sarayının Soğuk-Su (Lıhnı)’da olmasına, Bzıp Abhazyası’nın ise verasetle intikal mülkiyeti olmasına rağmen, Abhazya’nın diğer bölgelerindeki topraklar Çaçba hanedanından hükümdarların akrabalarına aitti. Ve zamanla tüm sahil ticaret noktaları Kelafüir, Tamş, Oçamçıra, Gudauta, Bambora ve Pitsunda’nın onların kontrolü altına girmesi tesadüf değildi.23

Keleşbey, güçlü bir ordu yapılanması ile iktidarını pekiştireceğini biliyordu. Bu yüzden askeri alanda da önemli adımlar attı, kendisine bağlı güçlü birlikler oluşturdu.

 İlk Rus Kafkas bilimcilerinden Semen Bronevskiy, Keleşbey’in ordusu hakkında şöyle yazar: “Kendi ordusunu en fazla 10 ile 12 bin arası mevcutla toplayabileceği bilinmektedir; kalanlar paralı veya özel, muhtemelen olağandışı durumlarda davet edilenlerdir.” 24

Abhazya’da dönemin güçlü askeri-idari yönetimini oluşturan hükümdar, Osmanlı’nın siyasi desteğine25 rağmen zihninde ülkesinin tam bağımsızlık ve egemenliğine yönelik gizli planlar besliyordu.

Keleşbey, Osmanlı hükümdarlarının, icap ettiğinde kendi politikaları gereği takdir yetkileriyle hükümdarları kaydırabileceklerini ve yenilerini atayabileceklerini çok iyi biliyordu. Bu tespiti destekleyen tarihçi S.Z. Lakoba şöyle yazmıştır: “Keleşbey, Türklerin ailesinin hakkından geldiğini unutmuyordu.”26 Keleşbey’in Babıâli’nin düşmanlarına, öncelikli olarak da Rus İmparatorluğu’na ilgi duyması bundan kaynaklanıyordu. Özellikle Rusya’nın Kafkasya’daki askeri genişlemesi, Keleşbey’e, oluşan şartlara uygun hareket etme ve kendi stratejisini oluşturma, Osmanlı ile Rusya arasındaki çekişmelerden faydalanarak siyasi manevralar ve taktiksel girişimlerde bulunarak Abhazya’ya bağımsızlığını kazandırma düşüncesini geliştirme olanağı veriyordu.

Bu bağlamda, Rus-Osmanlı Savaşı (1787-1791) sırasında, Batı Kafkasya sahillerini fethetmeye gönderilen Türk Kolordu komutanı Battal Paşa Sohum-Kale’ye geldiğinde, Abhazya hükümdarı Keleşbey, Rusya’ya karşı savaşa (1791) katılmamış ve Osmanlı Sultanı’na destek vermemiştir.27

Keleşbey’in başlangıçta, Çar Rusyası’nın sadece Osmanlı’ya karşı savaştığı, Abhazya’yı fethetme amacının bulunmadığı zannıyla Ruslar’ın işgalci emellerini göz ardı ediyor olduğu muhtemeldir. Bu yaklaşım muhtemelen, Transkafkasya’daki henüz sağlam olmayan konumundan dolayı Rusya’nın sergilediği temkinli ve kararsız tavırdan kaynaklanıyordu.

Babıâli ile Rus imparatorluğu arasındaki siyasi manevralar, Keleşbey’in oğulları arasında da bir nevi siyasi yönelim gerektiriyordu. Bu bağlamda büyük oğlu Aslanbey (Sadz) prensesi Geçba (Geçpha) bir hanımla evli ve İslam dinine bağlı iken; ikinci oğlu Seferbey’i (Georgiy) Dadiani soyundan Megrel prensesi ile evlendirmişti. Megrelya prensesi Nina Dadiani 8 Haziran 1808 tarihinde Kafkasya Genel Valisi General A.İ. Gudoviç’e mektubunda şöyle yazmıştı: “Keleş Ahmet Bey, oğlu Seferbey için eş olarak merhum Grigoriy Dadiani’nin kız kardeşini istemiş, fakat o vaftiz etmeden vermemiştir.”28

Seferbey (Georgiy), prenses Tamara Dadiani vasıtasıyla Rusya temsilcileri ile yakınlaşmaya başlamış, bu da Keleşbey’e Osmanlı ile Rusya arasında tavır belirlemede kendisine seçenek sunmuştur.

Megrelya’da Grigori Dadiani ile kardeşi Manuçar arasında iktidar savaşı devam ediyordu.29 İmeretya Kralı II. Solomon, Grigoriy’nin kardeşi Manuçar’ı desteklemiş30 ve Megrelya hükümdarı olmasına yardımcı olmuştu.31 Keleşbey ise Grigoriy’e destek vermiştir: “Abhazlar Odişi’ye, Dadiani’ye yardıma gelmiştir.”32 Ve Kral II. Solomon 29 Kasım 1794’de prens Dadiani hakkında Kont A.İ. Gudoviç’e şöyle yazar: “Yine Abhaz beylerinin koruması altına gizlenmek zorunda kaldı.”33

Bilindiği üzere Megrelya ile sınırda bulunan Samırzakan’ı Çaçba Hanedanı’ndan prensler yönetiyordu. Prensler arası iç karışıklıkların arttığı bir dönemde Samırzakan’ın zayıflığından istifade eden Megrelyalı Dadianiler bölgeye baskı uygulamaya başladı ancak tüm Abhazya’nın Keleşbey’in hükümdarlık yetkilerini kabul ettiği 18. yüzyılın sonunda bu baskı (geçici olarak) sona erdi.

Keleşbey durumunu sağlamlaştırmayı başarmış, Megrel hükümdarlarını cezalandırmaya ve Samırzakan’ı Abhazya’ya kesin olarak bağlamaya karar vermişti. Bu amaçla 1794 yılında Megrelya’ya sefer düzenledi. Keleşbey’in silahlı ordusuna karşı duramayan Grigoriy ve kardeşi Manuçar Dadiani barış akdetmek zorunda kaldı. Sonuç itibariyle Samırzakan sorunu çözüldü34 ve daha da fazlası İngur Nehri gerisindeki Anakliya kalesi35 ele geçirildi.36 Müteakiben Keleşbey, Grigoriy Dadiani’yi desteklemeye devam etti.

1802 yılında Keleşbey’in Grigoriy Dadiani’ye destek için üç topla birlikte 20 bin kişilik bir ordu çıkarttığı bilinmektedir.37 O dönemde Keleşbey’in artan gücüne dikkat çeken G.A. Dzidzarya şöyle yazmıştır: “Keleşbey ülkesini komşuları için dehşete dönüştürmüş, sadece ismi bile onları titretmiştir… İmeretya Kralı II. Solomon, Keleşbey’e, güçlü komşusu Abhaz hükümdarının teveccühünü kazanan Megrelya hükümdarı Grigoriy Dadiani’ye dokunmayacağı sözünü vermek zorunda kalmıştır. Fakat bununla birlikte Keleşbey Megrelya’yı kendisi ele geçirebilirdi.”38 Keleşbey, Grigoriy’e yardım ederek böylece bölgeyi kontrolü altında tutuyordu. Megrel prensi Grigoriy Dadiani o dönemde İmeretya kralı II. Solomon ile savaşmaya devam ettiğinden iki cephede savaşabilecek durumda değildi.

Bu arada Grigoriy’nin oğlu Levan Dadiani’yi esir tutan hükümdar Keleşbey durumu kendi siyasi çıkarları doğrultusunda kontrol altında tutuyordu.

 Keleşbey için önceden dış politika çıkarları sadece Osmanlı yönündeyken, Transkafkasya’da Rus İmparatorluğu gibi yeni ve güçlü bir siyasi aktörün ortaya çıkması ile Gürcistan otoriteleri çevresine kabul edilen oğlu Seferbey (Georgiy) vasıtasıyla Rus askeri temsilcileri ile de gizli temaslara girişmiştir.39 Böylece Rusya ile Osmanlı arasında siyasi manevra yapmak için şartları oluşturan Keleşbey, Abhazya’nın iç bağımsızlığı ve birliğini korumuştur.

Kaynakça:

10 A.V. Fadeev, Abhazya Tarihi, Sohum-1934, s.143

11 Z.V. Ançabadze, Seçme Eserleri, C.2, Sohum-2011, s.286

12 Abhazya’da Sağlamlaşmamız, Kafkasya Kitabı, C.

13, Tiflis, 1889. Abhazya Tarihine İlişkin Belgeler (7 cilt), C.4, s.194 13 S.Z. Lakoba, a.g.e, s.128-129

14 İ. Kuakuaskir, Abhazya Tarihi, Sohum, 2010, s.139

15 G.A. Dzidzarya, XIX. Yüzyılın İlk On Yılında Abhazya İçin Mücadele, Sohum-1940, s.7

16 S.Z. Lakoba, Abhazya’nın Siyasi Tarihi, Alaşara, Sohum-1990, s.8; G.A. Dzidzarya, Eserleri, Sohum-1988, C.1, Sohum-1988, s.328

17 A.V. Fadeev, Abhazya Tarihi (Eski çağlardan 1870 toprak reformuna kadar), B.1, Sohum 1937, s.133

18 S.S. Esadze, Abhazya’nın Özerkliğinin Lağvedilmesinin 40. Yılı, s.227

19 Bekirbey Şervaşidze, henüz Zurab Şervaşidze’nin döneminde Batum’dan çağrılan Keleşbey’in kuzeniydi. Prenses Açba (Aç-pha) ile evli olmasından dolayı bu nüfuzlu hanedanın desteğine güveniyordu. Bekirbey, Keleşbey’e tâbi olmaktan kurtulmak istiyordu. Fakat zeki Keleşbey 3 bin Abhaz milis ve Türk garnizonu ile onu ansızın Atara Kalesi’nde kuşattı. Hükümdar Bekirbey’i Abjuva Bölgesi’nin hükümdarı olarak bırakmasına rağmen oldukça zayıflatmıştı. Bkz. G.A. Dzidzarya, Eserleri, C.1, Sohum-1988, s.27; Kaynaklardan birinde Keleşbey ile mücadelede Bekirbey’in Çaçba-Şervaşidze soyunun ezeli düşmanı Dzapş-ipa beyleri ile anlaşmaya varmaktan çekinmediği belirtilmektedir: “Keleşbey ile mücadelede Bekirbey, Dzapş-ipaların desteğine ve genel olarak üst zümrelerin sert davranışından dolayı Keleşbey’den memnuniyetsizliğine güveniyordu.” Bkz. CGİA, f.1110, liste 1, d.15, s.1-103

20 İ.G. Antelava, XVII-XVIII. yy Abhazya Tarihi, Sohum-1949, s.75

21 S.S. Esadze. Abhazya Özerkliğinin Lağv Edilmesinin 40. Yılı, s.

227 22 Ayrıca şahsi koruması için hem büyük feodaller, hem hükümdarlar “Kiaraz” adında silahlı bir grup bulunduruyorlardı. Kiaraz, bağlılığı güvence altına almak için hükümdara yakın ve akrabalık bağı olan kişilerden oluşturulmuştur. “Kiaraz”a Abhazların yanı sıra komşu beyliklerden insanların da kabul edildiği yönünde bir görüş de mevcuttur.

23 A.V. Fadeev, Abhazya Tarihi, B.1, Sohum-1934, s.97

24 S.V. Bronevskiy, Kafkasya İle İlgili Yeni Coğrafik Ve Tarih Bilgileri (1823). Bkz. Can Ülkesi Abhazya, C.1, s.56

25 Bu tezi G.A. Dzidzarya şöyle desteklemektedir: “Parçalanmış beyliği birleştirmek için hükümdar Osmanlı’nın desteğinden azami derecede istifade etmiştir”. Bkz. G.A. Dzidzarya, Eserleri, C.I, s.22

26 S.Z. Lakoba, O.H. Bgajba, Abhazya Tarihi, 2007, s.195

27 M.M. Gumba, G.K. Şamba, Eski Çağlardan XX. Yüzyıla Kadar Abhazya Tarihi, Sohum-2001, s.147

 28 AKAK, C.3, s.203

29 Megrelya’daki durumlar hakkında General N.N. Raevskiy şöyle yazmıştır: “Türklerce bastırılan Megrelya, İmeretyalılar tarafından yağmalanmış, komşu dağlıların baskınları ile talan edilmiş, savunmasız bir ganimet haline gelmişti. Kargaşalarla ıstırap içindeki bölge ayrıca hükümdarlık için mücadele eden iki kardeşin savaş meydanına dönüşmüştü”. Bkz. GAKK, f.260, l.1, d.61, s.7-12

30 Kral II. Solomon’un 29 Kasım 1794 tarihli Kont A.İ. Gudoviç’e mektubunda şöyle denilmektedir: “Prens Dadiani silahlanarak bana karşı çıkmış… Toplayabildiği orduyla cezalandırmaya gelmişti… Onu öyle mağlup ettim ki Abhaz ordusuna sığınmak zorunda kaldı, ben ise onun yerine öz kardeşi Manuçar’ı getirdim. Kentime geri dönebilirdim… Fakat mağlup olan Dadiani, Abhaz beylerinden savaşçı talep ederek, tekrar huzuru bozma cesaretinde bulunmuştur…”. AKAK, C.1, s.553; AKAK, C.4, s.555

31 Manuçar Dadiani Megrelya’yı üç yıl boyunca yönetti. Abhazya hükümdarı Zurab’ın kızı ünlü Marşan’ın (Bagarkan-ipa) eğittiği Reşta Hanım ile evliydi. Bkz. Abhazya Tarihine İlişkin Belgeler, C.3, s.508. Ayrıca Manuçar ve Dariel (Tariel) Dadiani’nin farklı dönemlerde Kral II. Solomun’un yanında eğitildiği ve gizlice ona bağlı oldukları bilinmektedir. Bkz. AKAK, C.2, s.529

32 AKAK, C.1, s.554, 578

33 AKAK, C.1, s.553

34 Dadiani kardeşler Samırzakan iddiasından vazgeçmiştir. Keleşbey Abhazya’nın bu kesimini yönetmek için oğlu Mehmedbey (Mahmedbey)’i atamış ve “Anakliya’nın çevre halkından toplanan gelirleri yaşam boyu kullanma hakkı” vermiştir”. Bkz. G.A. Dzidzarya, Eserleri, C.1, Sohum-1988, s.23

35 1723 yılında Türkler Ruhi kalesini yıkarak, İngur Nehri’nin sol kolu üzerinde yeni Anakliya (Türkçe Anakra) sahil kalesini inşa etmiştir. Bkz. İ.G. Antelava. XVI-XVIII. yy Abhazya’nın Siyasi Yaşamı, Abhazya Tarihi Kitabı, B.1, Sohum-1960, s.117; Kale “taş duvarlarla çevrelenmiş, içerisinde yaklaşık 500 hane, 2 bin kişi bulunuyordu. Anakliya Limanı tamamen açık bir limandır, burada deniz çok sığdır”. İ. Blaramberg. Tarihi, Topografik…, s.135; Keleşbey Anakliya Kalesi’ni 1794 yılında ele geçirmiştir. Bkz. AKAK, C.2, s.480; AKAK belgelerinde Anakliya’nın Ruslar gelene kadar “esir ticareti mekanı” olduğu belirtilmektedir. AKAK, C.2, s.519

36 Kaynakta şöyle denilmektedir: “1779 yılında o (Keleşbey – M.G.) Anakliya kalesini işgal etmiş ve Megrel prensi Grigoriy Dadiani’yi bu topraklardan vazgeçmeye mecbur bırakmış, zaferini pekiştirmek ve Megrelya üzerindeki hakimiyetini devam ettirmek için oğlunu ve Dadiani hanedanının varisi küçük prens Levan’ı ele geçirmiştir”. Abhazya’ya İstatistikî Bakış, Rus Basınında Abhazya ve Abhazlar, B.1, s.10; AKAK belgelerinde Anakliya’nın hükümdar Keleşbey’in eline nasıl geçildiğine ilişkin açıklama yazısı mevcuttur. Bkz. AKAK, C.2, s.480

37 G.A. Dzidzarya, Eserleri, C.1, Sohum-1988, s.23

38 G.A. Dzidzarya, XIX. Yüzyılın İlk On Yılında Abhazya İçin Mücadele, Sohum-1940, s.8

39 M. Abin, Muhacirler, Eve Dönüş, Sohum, 2009, s.45

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.