01 Haziran 2019, Cumartesi

Biz kimiz ya da “biz kim değiliz”?

 

Bir yola çıkmak, o yolun görünen ve görünmeyen bütün sorumluluklarını almayı gerektirir. Bugün bu yazıyı kaleme aldığım ev dahil, yaşadığım kentte nice kişi aynı şeyleri bağırarak (belki de büyük harflerle yazarak) sözüm ona sanki çıktıkları yolun sorumluluklarını tamamen üstlerine almışlar gibi tavır sergiliyorlar. Oysa bu; kendini duyana (ya da okuyana) “Bakınız, her şeyin farkındayım ve itirazım var” demenin, ancak devamında yaşam tarzıyla ve günlük yaşamındaki sorumsuzluklarıyla değerlendirildiğinde “kendilerini dar çevrelerince tatmin etmenin” dışında ne olabilir?

Bugün veya yarına dair, anti-faşist hareketinden tutun da, son yıllarda hayatımın bir parçası haline gelen Çerkeslik mevzusuna kadar edindiğim tecrübeleri bana soran herkese, tüm bu tecrübelerden yola çıktığımda ne gördüğümü kısacık ifadelerle özetleyebilirim. Ayrımcılığa karşı olanların hepsinde bir ayrımcılık, düşmanına direnenlerin hepsinde birazcık düşmancılık var. Herkes, sözde savunduğu tüm toplumsal değerlerini, biricikleştirdiği yerde saldırgan bir üslupla, kendisiyle aynı amacı taşıyanlara dahi radikal bir düşmanlık duygusu güdüyor. Bu, geleceğe umut veren bir yaklaşımı doğurmayı bir kenara bırakın, gelecekte doğal yollarla oluşması gereken umudun da altını kazıyor. Oysa sorsak; hepsi bir umudun taşıyıcısı. Peki, bunca umut taşıyıcısı nasıl bir kırmızı çizgi sahibi de, yan yana geldiklerinde birbirine karışmak yerine, birbirini parçalayan bir hale dönüşebiliyor? Arada, adı konmayan uçurumu açan ne? Peki; saldırgan düşmanın çamur attığı tekniği, kendince bir üsluba çevirip kopyalayan ve kendiyle imzası dışında neredeyse tüm ilkeleri uyuşanlara karşı kullananların amacı ne?

Birlikteliği konuşuyoruz. Konuşmaktan başka çaremiz de yok üstelik fakat bizi birleştiren noktalara, her ne kadar adlarını aynı koysak bile, aynı şeyi görecek derecede inanabiliyor muyuz? Haşa, bunları konuşmak zehri-zıkkım gibi. Bir anda dağılıvereceğimizden ürkenler mi dersiniz, 5 aylık uyumun bir anda kaosa döneceğinden endişe duyanlar mı dersiniz, bir şeyleri konuşmak yerine, konuşmamak daha makul duruyor. Bu arada, ben de ve elbette diğer kişiler de yani herkes; bu sürecin gelişiminden şimdiye, konuştuğundan-sustuğuna bir tecrübe ediniyor. Bu tecrübeleri, bir şekilde geleceğe aktarabilmek de bir çeşit vazifedir.

Geçenlerde, Berkay bir önerisinde “kültür-siyaset” üzerine, “Genel toplumlarda siyaset kültüre, kültür siyasete zarar veren bir şeydir ama Çerkesler için bunu söylemek büyük bir hata olacaktır” demişti. Haksız da değil. Siyasi eğilimini sınıf kavgası veya bunun açtığı temelde geliştirip, belirli bir seviyeden sonra Çerkes toplumundan bu eğilimde bir hareket yakalamaya çalışmak, bugüne değin bu kültürün derneklerde folklor öğeleriyle birlikte yaşanmış olduğunu ve dünyanın her türlü gündeminden izole edilerek, kendi dar çevresinde sürdürdüğünü bilmemektendir. Halbuki bugün eşit siyasal söylemleri kullandığımız arkadaşların bir toplum olarak Çerkeslerden böyle bir beklentiye, hiçbir çalışma yapmadan girmesi doğal değil. Bakın, bazı çevrelerden şöyle bir eleştiri görülüyor ve hiç de haksız değil: Halka rağmen, halk için hiçbir şey olmaz. Toplumsal zeminden uzaklaşarak, toplumsal talepler yaratmak hiç doğru değil. Bu taleplerin haksızlığından değil, taleplerin anlaşılmasından ve muhatapların anlayabilmesinden yolla böyledir.

Halkı adına endişe edinen Çerkes gençlerine bir el kitabı gereklidir ama öncelikle bunun zeminini engelleyen bazı büyüklere karşı gerekirse mücadele verilmelidir. Anlaşılmaz bir şey değil. Anlaşılır bir şey. Normal yaşamda, dost ve arkadaş olarak uyum sağlayabilen insanların veya bazı şeyleri uyum içerisinde halledebilen herkesin, bir noktada çatışabilmesi çok anlaşılır. Bugün görmezden gelmeyeceğimiz, ama aramıza bir bıçak yarığı açmasına da müsaade etmeyeceğimiz bazı gerçekliklerimizi, yarının Çerkes gençlerine bir el kitabı oluşturabilmesi maksadıyla bir yol haritasına çevirmeliyiz.

Evvela, benim “Biz kimiz?” soruma karşılık Berkay’ın “Biz kim değiliz?” sorusu bu yol haritasının başlangıcı olarak;

“ÇERKES GENÇLİĞİNE, “KİM OLDUKLARINI VE KİM OLMADIKLARINI BULMALARI” yönünde bir nasihatte bulunarak, bu yol haritasının tamamını oluşturacak nitelikten uzak olduğumu, bu yol haritasının, ilk adımlarla birlikte; kendiliğinden oluşacağını açıklayarak başlamak isterim. Hadi Berkay’ın “Biz kim değiliz?” sorusuna yanıt verelim. Hiç düşündünüz mü sahi siz “kim olmadığınızı?”

Güce tapanlar mısınız? Hırsızlık edenler misiniz? Cinayetler işleyenler misiniz? Körler misiniz? Cahiller misiniz? İşgüzarcılar mısınız? Faşistler misiniz? Zalimin askerleri misiniz? Savaş çığırtkanları mısınız? Terbiyesizler misiniz? Ahlaksızlar mısınız? Zavallılar mısınız? Beleşçiler misiniz? Burjuvalar mısınız? Zalimler misiniz? Kurşunlar mısınız? İşbirlikçiler misiniz?

Bence değilsiniz ve asla olmamalısınız. Ama daha da ziyade “Siz, efendisinin kabına yemek dökmesini bekleyen köpekler misiniz?” ya da, bir durum karşısında kendi değer yargıları olmadan, vicdanını ve onurunu deaktif ederek güçlüden taraf olmaya programlanmış karaktersizler misiniz?

Sakın ha olmayın. İster sağcı, ister dinci, isterseniz oportünist olun ama, ne yaptığınızı başkalarından okumayın.

Siz Türk değilsiniz. Kendinizi belki Türk hissediyor olabilirsiniz. Şamil’in torunu da değilsiniz.

Buyrun, benim “biz kimiz?” soruma, kendiniz cevap bulun. Sonuçta, tarihi olmayan, geçmişi olmayan bir kültüre doğmuş insanlar değiliz. Nartlardan Bzeyiko’ya, Çerkesya’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye’ye yazılmayan hiç bir şey yok. Tarihiniz, kim olduğunuzun veya kim olmanız gerektiğinin en büyük referansıdır. Ancak şu kadarını açıklama gereği duyuyorum.

Sizler, evvela insanlarsınız.

Yani doğasından kentlerine, savaşından barışına dünyada insanlığa etki eden hiçbir şeyden muaf değilsiniz. İnsan olma önceliğinizi törpüleyerek, süslü sözcükler ve şovenist tavırlarla sizi insanlığınızdan uzaklaştıran hiç kimseye izin vermeyin.

Kim olduğunuzu bulun.

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.