01 Temmuz 2019, Pazartesi

Bir el, üç parmak..

     İnsanlık tarihinin her döneminde zalimler ve mazlumlar olmuştur. Zalimler ile mazlumlar arasında bir mücadele de sürmüştür. Bu günde insanlık tarihinin bir dönemindeyiz ve biz; bu dönemi oluşturan milyarlarca insandan bir bölümüz.

    Biz Çerkesiz.

    Halk olarak mağdur bir halktır Çerkesler.

    Vatanı işgal edilmiş, nüfusu kılıçtan geçirilmiş-sürgüne gönderilmiş; vatansızlaştırılmaya çalışılmış bir halk…

    Sürgün olmak bence nedir bilir misiniz? Sürgün olmak; dünyanın bir açık hava hapishanesine çevrilmesidir bir halk için. Nereye gidersen git, ne durumda olursan ol, eğer bir Çerkes isen ama öyle kuru-kuru Çerkes doğanlardan değil, emek verenlerden, mücadele yürütenlerden, Çerkes kalmaya çabalayanlardan, yarın için bir Çerkeslik bırakmak isteyenlerdensen ve Çerkesya’da değilsen: Bir hapishanedesindir.

    İçimizden birileri; bütün Çerkeslikleri “doğmakla” sınırlı, ‘ekmek-kap’ diyebilirler bu vatansızlaşmayı savunmak için. Onlar bu hapishanenin ‘bülbülleridir’. Önlerine konan yem, uçamadıkları gökyüzünden değerlidir onlar için.

    Oysa bir halkın en değerli varlığı vatanıdır. Vatan: Bir halkın kültürünün, dilinin ve tarihinin doğduğu yerdir çünkü.

    Ve biz; bir halkız! Bizim kültürümüzün, dilimizin ve tarihimizin doğduğu bir yer var ve hiçbir yer oradan daha önemli olamaz! İşte bugün; oradan uzakta ve zalim bir sürgündeyiz! Bulunduğumuz yerde ne durumda olursak olalım; bir hapishanenin içindeyiz.

    Karnımız doyarken, dilimiz yitiyor… Ekmek kazanırken, kültürümüz yok oluyor… Vatansızlaşıyoruz gün geçtikçe, vatanımızın dışındayız, bir kafesin içinde... Kimileri için altın kafes içindeyiz, öyle de olsa gökyüzünün dışındayız! ‘Kanatlarımız duruyor ama uçmayı unutuyoruz’ yavaşça.

     ***

     ...Ve biz uyurken; bizim olanı savunan, bizim olanı korumaya çalışan, kafese alışmayan, uçmayı unutmayan kardeşlerimiz ve abilerimizin kanatlarını kırmaya çalışıyor zalimler!

    Yakın tarih faili meçhullerin, haksızlıkların, hukuksuzlukların, baskıların bilinen tarihidir. En yakında duranlardan dördü de Ruslan, Muammer, Tarık, Martin… Hepsi birer davadır ve hepsi aynı davadır.

    Hepimizin her konu hakkında bir fikri var elbette, bir insanı ve yaşamını olduğu gibi kabul etmek ve savunmak ne kadar saçmaysa; olduğu gibi inkâr etmek ve saldırmakta o kadar saçmadır. Her insanın yaşamı doğrularla ve yanlışlarla doludur, bir insanı baştan doğrularıyla kabul edip yanlışlarını görmemek ne kadar büyük cahillikse, baştan yanlışlarıyla kabul edip doğrularını görmemekte o kadar büyük cahilliktir.

    Bana göre bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülük ‘peşin hükümlü olmak’tır ve peşin hükümlü olmak aynı zamanda bir insanın karşısındakine de yapabileceği büyük bir kötülüktür. Bazı zamanlarda susmak; tarafsız olmakta değildir, hatta benden de iyi biliyorsunuz ki işte o ‘bazı zamanlarda’ susmak kabul etmektir.

    Martin Niemöller’in ünlü bir söylemi var:

    “Önce sosyalistler için geldiler, ben sosyalist olmadığım için sesimi çıkarmadım. Sonra sendikacılar için geldiler, sendikacı olmadığım için sesimi çıkarmadım. Sonra Yahudiler için geldiler, Yahudi olmadığım için sesimi çıkarmadım. Sonra benim için geldiklerinde, benim için sesini yükseltecek kimse kalmamıştı!”

    Şimdi susuyorsunuz ya: Sonra sizin için geldiklerinde sizin için sesini yükseltecek kimse kalmayacak.

    Bu dünyayı bizim için bir açık hava hapishanesine çeviren zihniyet tekrar zuhur edip, vatanımızda her türlü hukuksuzluğu kendisine hak sayarken artık, ayrılığın bir anlamı kalmıyor ki bizim için. Ayrı düşünmek, ayrı yollar denemek, ayrı çözümler üretmek farklı kılmıyor bizi.

    Çünkü aynı ayı tarafından eziliyoruz…

     Son olarak Einstein’ın şu sözünü hatırlatarak veda ediyorum:

     “Dünya; kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.”

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.