Image

Dr. Hajbeviko Fatma Yılmaz
WUZİNŞEW
[email protected]
Tüm Yazıları

02 Nisan 2020, Perşembe

Acil durum yoksa hastaneye gitmeyin

“Birçok anomaliyi ve paradoksu yaşadığımız bu günler düşündürücü... Üretime ve tüketime dayalı bir toplumda, günde 14 saat ne olduğu belli olmayan bir amacın peşinde, cumartesimiz, pazarımız, takvimde kırmızıyla belirtilmiş tatillerimiz olmadan koşarken, bir anda DUR karşımıza çıkar. Evde, günlerce, dururuz. Karşılık ya da parayla ölçmeye alıştığımız, gerçek değerini hatırlamadığımız ‘zaman’ ile hesaplaşmamız başlar. İlişkilerin, iletişimin, sosyalleşmenin, virtüel dünyanın sosyal medyasında gerçekleşerek, bizi yakın olduğumuza dair bir yanılsamaya ittiği bu dönemde virüs bizden gerçek yakınlığı çalar: Kimse birbirine dokunamaz, öpemez, sarılamaz; birbirine uzak ve dokunamamanın soğukluğunda kalırız. Bunların anlamını ve önemini ne kadar göz ardı ettik? Herkesin kendi bahçesini düşünmesinin kural olduğu bu dönemde virüs bize açık bir mesaj yollar: Tek çıkış yolu aitlik duygusu, topluluk bilinci, başkasını düşünmek, kendinden daha büyük bir şeyi korumak ve onun tarafından korunmak. Paylaşılan sorumluluk, attığın adımın sadece kendi kaderini değil etrafındakilerinkini de belirlemesi; ve senin kaderinin de onlara bağlı olması. Öyleyse cadı avını, kimin suçlu olduğunu, sebebini düşünmeyi bırakır, onun yerine kendimize bundan neler öğrenebileceğimizi sorarsak, öğrenecek ve yapacak çok şeyimiz olduğuna inanıyorum. Çünkü belli ki evrene ve onun kurallarına borcumuz çok ve bize bunu bir virüs bedelini ödeterek hatırlatıyor.” İtalyan psikolog Francielle Morelli korona salgınına bu açıdan bakıyor.

Şüphesiz bu salgınla birlikte dünya düzeni de insanlar da değişecek. İşin sosyal ve psikolojik boyutunu bir kenara bırakıp tüm dünyayı sarsan bu salgını olabildiğince anlatmaya ve şu an için acil olan salgını sınırlandırmaya yönelik önlemlerden bahsetmeye çalışacağım. Öncelikle belirtmek isterim ki salgın ve salgına neden olan virüs (virüsü tanıyoruz ancak mutasyona uğrama potansiyelini bilmiyoruz) henüz bilim insanları için çok yeni ve her gün yenilenen – değişen bir bilgi akışı var. O yüzden bugün burada yazdıklarımdan bazıları zaman içinde güncellenebilir. Lütfen gündemi mümkün olduğunca takip edin ve bilgilerinizi güncelleyin (tabii ki güvenilir kaynaklardan, yazının sonuna linkleri vereceğim).

30 Mart 2020 itibarıyla:

Saat 10.50: Dünyadaki olgu sayısı: 732.590 - İyileşen hasta sayısı: 157.463 - Yaşamını yitiren hasta sayısı: 34.180 (TTB)

Saat 19.00: Türkiye’deki olgu sayısı: 10.827 - İyileşen hasta sayısı: 162 - Yaşamını yitiren hasta sayısı: 168 (Sağlık Bakanlığı)

 Bu bir pandemi… Yani grip gibi hafife alınacak bir hastalık değil, ölümcül bir hastalık! Bu yüzden evde kalmalı ve salgının yayılmasını engellemeliyiz!

Pandemi, bir kıta hatta tüm dünya gibi çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıkların genel adıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nce (DSÖ- WHO) pandemik hastalık tanımlaması için şu 3 kriter aranmaktadır:

1. Yeni bir hastalık olması

2. İnsanlara kolay bulaşması ve tehlikeli olması

3. İnsanlar arasında kolayca ve sürekli yayılması.

Covid-19 ilişkili pnömoninin (akciğer enfeksiyonu), 29 Aralık 2019 tarihinde Vuhan’daki “deniz ürünleri pazarı”ndan ortaya çıktığına inanılmaktadır. Burada çalışan ve alışveriş yapan kişilerde görülen ateş, yorgunluk, kuru öksürük ve solunum sıkıntısını içeren şiddetli pnömoni semptomlarının tespit edilmesiyle başlamıştır. Hastalardan alınan örneklerin incelenmesi sonucunda 7 Ocak’ta, hastalığa neden olan virüsün SARS (2002) ve MERS (2012) gibi koronavirüs ailesinden olduğu anlaşılmış ve virüse Yeni Koronavirüs 2019 (2019-nCoV- Covid-19, Sars-CoV-2) adı verilmiştir. Zarflı, tek zincirli ribonükleik asit virüsleridir, yarasa kaynaklı olduğu ve insandan insana bulaşma yeteneği kazandığı düşünülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nce 30 Ocak’ta “uluslararası boyutta halk sağlığı acil durumu” olarak sınıflandırılan salgın, 11 Mart itibariyle (114 ülkede 118 bin vaka ve 4 bin 291 kişinin hayatını kaybettiği) pandemik hastalık olarak ilan edilmiştir. Türkiye’de 10 Mart 2020 tarihinde ilk pozitif vaka saptanmıştır.

Günümüze dek Covid-19’dan, salgını başlatan L tipi ve yaygınlaşmasını sağlayan M tipi olmak üzere iki farklı tip sorumlu tutuluyor. Vuhan’ı etkileyen L tipinin daha öldürücü olduğu, M tipininse daha az öldürücü olması nedeniyle rahat yayılabildiği düşünülüyor. Virüsü yeterince tanımadığımız için genetik mutasyona uğrama olasılığı bilinmiyor. Enfeksiyonu geçirenlerde bağışıklık kazanıldığına dair veri henüz elimizde yok ve hastaların yeniden enfekte olabileceği iddia ediliyor. Griple kıyaslandığında çok daha bulaşıcı olduğunu, daha hızlı yayıldığını ve daha tehlikeli olduğunu biliyoruz. Salgının nasıl seyredeceği, virüsün insandan insana ne kadar kolay bulaşabildiği ve gerekli önlemlerin ne kadar başarıyla uygulanabildiğine bağlı. Çin, Güney Kore, Singapur bu konuda sert önlemleri erken alarak salgında başarıyı yakalamış görünüyor. Ancak İtalya ve İspanya bu kadar şanslı değil. İngiltere’nin salgının başlangıcında benimsediği sürü bağışıklama politikasının da pek yüz güldürücü sonuçları olmadı. İtalya’daki güncel durumun, halkın okulların kapatılmasını tatil varsayarak evde oturmayıp kafelerde ve sokaklarda rahatça dolaşmasından kaynaklandığı düşünülmekte. O halde İtalya olmamak için lütfen EVİNİZDE KALIN!!! https:// youtu.be/KZas4cQE6N4

Boston College Biyoloji bölümünde çalışan, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Emrah Altındiş’e göre (Gazete Duvar’da çıkan röportajından alıntıdır), virüsün öldürme oranının düşük olması ve bağışıklık sistemi güçlü bireylerin virüsle başa çıkabilmesi, virüsün yayılımı açısından büyük bir avantaj. Virüsü kapan gençler, bunun farkına varmadan hastalığı yaşlılara ve kronik hastalara bulaştırabiliyor. Şu an koronavirüsü hastalarının % 80’i ya çok az semptomla veya hiç belirti vermeden hayatına devam ediyor ve bu yüzden de böylesine güçlü bir salgına yol açabiliyor. Oysa Ebola’da enfekte ettiği bireylerin yarısında ölüme neden olan virüs, bir kişiden diğerine geçecek zaman bulamıyordu. Hastalananlarda ciddi semptomlara yol açtığından bu kişiler hemen hastaneye başvuruyor ve toplumdan izole edilebiliyordu. Covid-19 ailesinden olan ve Temmuz 2003’te pandemiye neden olan SARS virüsünde hastaların % 10’u ölüyordu, diğerlerinde ağır semptomlar görülüyordu. Sosyal izolasyon tam sağlanamadığı için “Türkiye, Güney Kore’nin değil İtalya’nın yolunda ve büyük bir tsunami yaklaşıyor!” diyerek uyarıyor. Salgını kontrol etmede önlemlerin erken alınmasının önemini vurguluyor.

Salgın tüm çabalara karşın dalga dalga yayılmaya devam etmekte. Dünya genelinde koronavirüsün öldürme oranı %3.5, İtalya’da ise %7 olarak bildirilmekte. Henüz tüm vakalar tanımlanmadığı için kesin bir rakam vermek mümkün olmamakla birlikte, mortalite oranı (ölüme yol açma riski) %3 civarında kabul ediliyor. Bu oran 2003 SARS salgınına göre daha düşük (SARS %15, MERS %20 öldürme oranına sahip); ancak virüs bu defa daha hızlı yayılıyor, daha kısa sürede daha çok insanı enfekte ediyor ve tüm dünya için bir tehdit olmayı sürdürüyor. Bugüne kadar elimizdeki verilerle bile koronavirüsün normal gripten çok daha yüksek öldürme oranı olduğunu görüyoruz. Vakaların çoğu tespit edilemediğinden virüsün %0.5- 1 öldürme oranıyla kayıtlara geçeceği tahmin ediliyor. Ancak virüsün mutasyona uğraması ve gençlerde de öldürücü olma ihtimali de göz ardı edilemiyor.

Virüs etkilediği insanların %20’sinde orta, %5’inde ağır semptomlara neden oluyor. %5’ine yoğun bakım desteği gerekiyor. %80’inde ağır semptomlara yol açmıyor, hatta enfekte bireylerin bazıları semptomsuz olabiliyor. Ancak enfeksiyon diğer kişilere yayılmaya devam ediyor ve döngü başa dönüyor, bu semptomsuz kişiler yoğun bakım ihtiyacı olabilecek riskli gruplara hastalığı taşıyor.

Maalesef semptomsuz bir taşıyıcının kaç kişiyi enfekte edebileceğine dair kesin veriler yok elimizde; ancak bu sayının 600’lere kadar ulaşabileceği düşünülüyor (süper taşıyıcılar). Virüsün kuluçka süresinin 2-14 gün olduğu ve bulaşmanın asemptomatik kişilerden kuluçka döneminde meydana gelebileceği düşünülmekte. Hava yoluyla seyahat eden yolcuların hastalığın pandemik hale gelmesinde etkili olduğu savunuluyor.

Peki kimler riskli grupta? Aslında tüm toplum risk altında ama bu virüse yakalandığında hastalığın daha ağır seyrettiği grup: 60 yaş üzerindeki tüm bireyler ve kalp, hipertansiyon, diyabet, kanser hastaları, bağışıklık sistemi güçsüz kişiler. Sigara içenlerde içmeyenlere, erkeklerde kadınlara nazaran hastalık daha fazla ve ciddi seyirli görünüyor.

Enfekte olma oranıysa %80 olarak bildirilmekte. Görünen o ki tıpkı influenza gibi bu virüsle yaşamaya alışacağız. Çinli bilim insanları bu virüsün yok olmasını beklemiyor; hastane yatağı, solunum cihazı üreterek gelebilecek ikinci dalgaya hazırlanıyor. Ama Türkiye için üzerinize düşen evde kalmak!!! Prof. Dr. Ateş Kara, “Koronanın ağırlaşarak değil, hafifleyerek ilerleyeceğini düşünüyoruz” diyor, yani bu virüsle çoğumuz enfekte olacağız ama ne kadar geç o kadar iyi!

 Her olası vakanın test edilip belirlenmesi ve bu kişilerin hızlı – tam izolasyonu sağlanırsa virüsle savaşta başarının elde edilebileceği düşülüyor. Hastalık tam kontrol edilmeden alınan önlemleri azaltmanın yeni salgın dalgalanmalarına neden olabileceği öngörülüyor. Yani gelecekte ne olacağı bizim salgına verdiğimiz yanıtla belirlenecek!

Koronadan önce dünya tarihindeki en büyük pandemi (20. yy’ın pandemisi ) İspanyol gribi (11 Mart 1918’de Amerika New Mexico’da ortaya çıkmıştı), 1. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru ortaya çıkmış ve dünya nüfusunun %25’ini enfekte etmişti. Viral ajan H1N1, daha çok genç erişkinleri etkilemişti, ölenlerin çoğu genç erkek ve hamile kadınlardı (yaşlılar 1830’lardaki H1 veya N1 antijeniyle tanışık olduğundan büyük salgından fazla etkilenmemişti).

Covid-19 salgınında ise daha çok yaşlılarda ve immün yetmezliği olan kronik hastalığı bulunanlarda ölüme neden oluyor. Peki ya çocuklar? İtalya verilerine göre 30 yaş altında ölüm vakası yok. 0-10 ve 10-20 yaş arasında enfeksiyon tespit edilen vaka sayısı, tüm hastaların ancak %1’i. Çin verilerine göre vakaların %2.4’ü 16 yaş altı ve bunların %2.5’inde ağır semptomlar görülmüş. Bu veriler ışığında çocuk ve gençlerin virüse nispeten dirençli olduğu söylenebilir. Bunun nedeni henüz bilinmiyor. Virüsün bağlandığı ACE-2 reseptörlerinin bu yaş grubunda henüz gelişmediği veya diğer yaş gruplarından daha az olduğu ya da bu grupta bağışıklık sisteminin güçlü olmasıyla ilişkili olabileceğine dair hipotezler yürütülmekte. Ancak 20 vaka ile (sınırlı sayıda) yapılan bir çalışmada çocuklarda da enfeksiyonun görülebileceği yayımlanmış. Bugünde dek çocuklarda yoğun bakım desteği gereken vaka veya ölüm bildirilmemiştir. Ancak çocukların ciddi viral taşıyıcı olduğu düşünülmekte. Bu yüzden büyük anne-babalara enfeksiyonu taşıyacağından endişe edilmekte.

Hamilelere gelince; bu konuda bilgilerimiz sınırlı olsa da, mevcut veriler gebelerdeki korona hastalığının şiddetinin gebe olmayan yetişkinlerle benzer olduğunu, bebeğe anneden geçiş olmadığını düşündürmektedir.

Covid-19 nasıl bulaşır?

Virüsün solunum salgılarıyla bulaştığı düşünülmektedir. Hasta kişilerden öksürük, hapşırık, gülme, konuşma sırasında çevreye saçılan virüs içeren solunum salgısı damlacıkları, sağlam kişilerin mukozalarına temas ederek bu kişilerin hastalanmasına neden olmaktadır (buraya kadar normal grip gibi düşünebiliriz, yani grip gibi damlacık yoluyla bulaşıyor). Bu şekilde bulaş için yakın temas gereklidir. Enfekte kişiyle mesafeyi korumadan (aranızda 1 metre uzaklık olmadan) 10 dk geçirdiğinizde bulaşma riski oluşuyor.

“Enfekte kişilerin temas ettiği yüzeylerden (kapı kolu, asansör düğmesi, post cihazı, vs) yayılıyor. Bu yüzeylere dokunduktan sonra elle ağız, burun ya da göze temas edince virüs bulaşıyor. Virüsün bu yüzeylerde canlı kalma süresini kesin olarak bilmiyoruz; kâğıt, metal, camda farklılık gösteriyor. Virüsün bulaştığı ortamın nemli olması durumunda virüsün yaşam şansının arttığı, kuru yüzeylerde 24 saat hatta daha uzun süre kalabileceği düşünülmekte. Bu nedenle bu yüzeylere mümkün olduğunca elle temas etmemek, edildiğinde de mutlaka elleri yıkamak gerekiyor. Hasta kişinin bulaş kaynağı olabilmesi için belli bir süre o yüzeye dokunması gerektiği düşünülüyor, yani bir yere dokunup hemen çektiğinde risk az (ateş alır gibi dokunmada risk yok).

Virüsün bu yüzeylerde yaşama süresinden çok ‘virüs yükü’ dediğimiz, hastalandıran miktarda virüsün dokunduğumuz yüzeylerde canlı kalması önemseniyor. Örneğin virüsün çelik yüzeylerde 3 gün yaşadığı ifade ediliyor. Fakat başlangıçtaki milyonlarca virüsten sadece birinin canlı kalabildiği, bunun da hastalandıran miktar olmadığı düşünülüyor. Plastik veya çelikte en ideal şartlarda bile 1 saat sonra virüs sayısının yarıya indiği, 2-2.5 saat sonra bulaşacak miktarda virüs kalmadığı söyleniyor. Yani dışarıdan alınanların 2-2.5 saat dokunulmadan bekletildiğinde bulaş riskinin kalmadığı belirtiliyor.” Prof. Dr. Ateş Kara, https://www.youtube.com/ watch?v=5vyQuZwBhqQ

Virüs güneş ışınları altında maksimum yarım saat canlı kalabiliyor. Çamaşır suyu ve formaldehit gibi yüksek erişimli dezenfektanlar vasıtasıyla bu yüzeyler temizlendiğinde virüsün bulaşıcılığını kaybettiği biliniyor (Çamaşır suyu için günlük yaşamdaki oranın %1 seyreltilmesi yeterli). Virüsün yemek ve içeceklerle bulaştığına dair kanıt yok. Hatta 60° üzerinde pişen yemeklerde bulaş olmadığı biliniyor. Ancak benim fikrim, dışarıdan aldığınız paketleri en azından sabunlu bezle silmek ve sebze-meyve gibi gıdaları, tepsi üzerinde balkonda 2 gün kadar havalandırıp sonrasında suda bekleterek iyice yıkamak daha güvenli olabilir. Ekmeklerin bile 60°de ısıtılıp tüketilmesi gerektiğine dair yazılar geliyor. Virüsü tam tanıyamadığımız için neyin doğru neyin yanlış olduğunu şu an bilemiyoruz. En azından paketli ekmek almak şu dönem için mantıklı olabilir.

Covid-19’dan nasıl korunabiliriz?

*Hastalıktan korunmak (proflaksi) için henüz bilimsel olarak kanıtlanmış bir ilaç veya aşı yok. Günümüzde dünyanın farklı bölgelerinde aşı çalışmaları yapılmakta ve umut verici sonuçlar bildirilmekte. Ancak aşının bulunması, gerekli aşamaları geçip rutin kullanıma girmesinin 1-1.5 yıl süreceği öngörülmekte.

*Hastalıktan korunmada şu an için en etkili yöntem, virüsle veya enfekte kişilerle temastan kaçınmaktır (sosyal izolasyon). Bu yüzden mecbur kalmadıkça evden çıkmamak son derece önemlidir (evden kasıt evinizin dış kapısıdır; komşu, site parkı da dışarısı kabul edilmelidir). Salgını kontrol altına almak amacıyla yurtdışında bazı ülkelerde karantina ve sokağa çıkma yasağı uygulamaları getirilmiştir. Türkiye’de de 65 yaş üstünün sokağa çıkması 22 Mart tarihinde yasaklanmıştır.

*Tüm solunum yolu enfeksiyonlarından korunmadaki önlemler koronavirüs için de geçerli.

*El temizliği, enfeksiyonun ve yayılımın önlenmesinde çok önemli. Sabun virüsün dışındaki yağlı zarfı bozmakta ve virüsün ölmesine neden olmaktadır. Eller sabunla, tırnak uçları ve parmak aralarına dikkat edilerek en az 20 saniye boyunca yıkanmalıdır. Antiseptik veya antibakteriyel içeren sabun gerekmiyor, normal sabun yeterli. Elleri sıcak suyla değil normal musluk suyu ısısında yıkamamız öneriliyor. Zira sıcak su ellerimizin yüzeyinde yer alan por dediğimiz boşlukların açılmasına ve buradan mikroorganizmaların girerek su ve sabunun etkisinden kurtulmasına neden olabilir. Eğer su ve sabun yoksa alkol temelli dezenfektan solüsyonlar (alkol içerikli el antiseptiği veya en az %80 alkol içeren kolonya) kullanılabilir. Elleri yıkama fırsatınız varsa dezenfektan kullanmaktan kaçının, zira sık dezenfektan kullanımı ellerinizi tahriş ederek başka enfeksiyonlara da açık hale gelmenize neden olabilir.

*Ellerinizle gözleriniz, burun ya da ağzınıza dokunmaktan kaçının.

*Tokalaşma ve sarılmadan kaçının.

*Olabildiğince kalabalık ortamlardan uzak durun. Zorunlu durumlarda kişiler arasındaki mesafenin en az 1 metre olması önerilmekte.

*Öksürürken ya da hapşırırken ağız ve burun mümkünse kâğıt mendille kapatılıp mendil çöp kutusuna atılmalıdır. Kâğıt mendil yoksa ağız ve burnunuzu kolunuzun iç yüzüyle örtmeniz önerilir (bu şekilde ellerin görece temiz kalması ve virüsün el teması yoluyla yayılmasının önlenmesi amaçlanır).

*Enfeksiyonu olan kişilerle yakın temastan kaçının. Özellikle hasta insanlarla veya çevreleriyle doğrudan temas ettikten sonra ellerinizi yıkayın.

*Hasta kişinin elle temas ettiği yüzeylerin düzenli olarak temizlenmesi gerekir. Bu yüzeylerin temizliğinde kullanılan klorheksidin, biguanidler gibi dezenfektan maddeler bazı astım hastalarında bronşlarda daralmayı tetikleyebilir. Bu nedenle astımlı hastalar yüzey temizleyici olarak bu tür maddelerden kaçınmalıdır.

 *Kapalı alanlar sık sık havalandırılmalıdır.

 *Evdeki evcil hayvanlardan koronavirüs bulaşma riski gösterilmemiştir.

*Covid-19 salgını yeni bir pandemi ve her gün yeni bir şey öğrenmekteyiz, lütfen siz de güvenilir kaynaklardan bilgilerinizi güncelleyin (Kendi uygulamam şöyle; dışarıda giydiğim kıyafetleri havalandırıyorum veya 60°’de yıkıyorum, hep aynı ayakkabıyla dışarı çıkıyorum, ayakkabılarımı evde diğer ayakkabılarımdan ayrı yerde bir kutunun içine koyuyorum, cep telefonumu ve anahtarlarımı dezenfektanla siliyorum).

*“Bugün için ülkemizde sağlıklı kişilerin maske kullanmasına gerek yoktur” deniyor. Sıradan ameliyat maskelerinin koronavirüse karşı etkili bir koruma sağlamadığı biliniyor. Hasta kişilerin maske takması virüsün saçılmasını ve bulaşmayı azaltmaktadır. Enfekte olmayan bireylerin maske kullanımında henüz bir karara varılmış değil, ancak salgının başlangıç bölgesi Vuhan’da halk ameliyat maskesi takması yönünde uyarılıyor. Nedeninin hem kendilerini korumak hem de asemptomatik dönemdeki bireylerin etrafı enfekte etmesini önlemek için olduğu düşünülüyor.

Virüse karşı koruma sağlayan maskelerden olan N95’in, havadaki küçük parçacıkların en az yüzde 95’ini filtrelediği iddia ediliyor. Bu maske ameliyat maskesine göre daha kalın ve kullanımı daha zor. Takıldığında maske ve yüz arasında hiçbir boşluğun kalmaması gerekiyor ve kullanan kişilerde klostrofobik etkiler oluşturabiliyor. N95 vb. maskelerin enfekte kişilerce kullanımının sürekli aynı havayı soluması ve ortamın nemli kalması nedeniyle kişiye zararlı olduğu düşünülmekte. Bu tür maskelerin enfekte hastayla muhatap olacak sağlık personelince kullanılması önerilmekte. Ancak hiçbir maske %100 güvenli değil! Deney düzeneği oluşturularak havadaki parçacıkların farklı maskelerce ne kadar engellendiğinin araştırıldığı bir çalışmada, tüm maskelerin bir miktar virüsü durdurmakta başarısız olduğu sonucuna varılmış.

*Ateşiniz var, öksürüyor, nefes almakta zorlanıyorsanız hastaneye başvurun (Devlet ya da özel fark etmez. Sağlık Bakanlığı’nca yayımlanan genelgeye göre “Sağlık kurumlarına müracaat eden hastaların, COVID-19 tanısı kesinleşinceye kadar Sağlık Bakanlığı hastaneleri, devlet ve vakıf üniversitesi hastaneleriyle tüm özel sağlık kuruluşlarınca kabul ve tedavi süreçlerinin yapılması zorunludur»). Ancak gitmeden önce sağlık kuruluşunu telefonla arayın.

 İstediğiniz saatte koronavirüs şüphesi durumunda danışabileceğiniz telefon hattı: 184

*Seyahat sonrası 14 gün sosyal izolasyon uygulanmalıdır (yani evden çıkmamalısınız), bu 14 gün içinde kuru öksürük, ateş, solunum sıkıntısı gelişirse maske takarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı, doktora seyahat öyküsü hakkında bilgi verilmelidir.

*Covid-19 hastalığını geçirenlerin, iyileştikten sonra ikinci kez enfekte olup olmayacağını henüz bilmiyoruz. Ancak maymunlar üzerinde yapılan bir çalışmada, enfeksiyonu bir kez geçirenlerde bağışıklığın sağlandığı ve hayvanların tekrar enfekte olmadığı gösterilmiş. Tabii bu virüsün de gribe neden olan influenza virüsü gibi mutasyona uğrama ihtimali var ve bu durumda koronanın bir tipine bağışıklık kazansak da bir sonraki sene başka tip korona ile enfekte olmamız mümkün.

Virüsün yayılmasını önlemede iki kural çok önemli:

     1. Kendimizi hastalıktan koruyacağız, yani herkesi enfekte kabul edip öyle davranacağız.

     2. Kendimizi hasta kabul edip çevremizi enfekte etmekten sakınacağız.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için yapılabilecekler:

Sağlıklı beslenme başlığı altında kabul edilen tüm besinler (sarmısak, baharat, kefir, ev yapımı yoğurt, renkli sebze ve meyve tüketimi, bol su içmek) bağışıklık sisteminizin iyi olmasını, dolayısıyla virüsle savaşta güçlü olmanızı sağlar. Bunun yanı sıra spor yapmanın (şu dönemde evde), D ve C vitamini. çinko kullanmanın immün sistemi güçlendirebileceği düşünülüyor. En önemlisi de karanlık odada 7-8 saatlik uyku. Bu dönemde tütün ve mamullerini tüketmemek (zaten akciğerlerinize saldıran bir virüsle karşılaşma riskiniz varken bir de ortamı dumana boğmanın ne anlamı var!), alkol kullanmamak, paketli gıdaları tüketmemek, olası hastalık durumunda virüsle savaşması gereken bağışıklık sistemimizin bu zararlı maddeleri vücudumuzdan uzaklaştırmak için extra uğraşmasını engellemek açısından önemli.

Evde kalmak neden bu kadar önemli? Animasyon için https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51910851

Evet, bu bir pandemi ve toplumun çoğu enfekte olacak. Artık düşünülmesi gereken, virüsle enfekte olmaktan çok salgının kontrol edilebilir düzeyde tutulmasıdır! Testin yaygın kullanımını sağlamak ve hastalanan vakaları tedavi edebilmek için salgının kontrol edilmesi şart.

Pandemilerde iki senaryo gerçekleşir:

     1. Hızlı pandemi: Salgının erken döneminde önlemler alınmadığında hızla yayılarak başlar, aynı anda birçok kişi hastalanır. Virüsün doğal katlanarak yayılma hızını önleyemezsek, sağlık sistemi bu yükü kaldıramaz ve çöker. Sağlık personeli enfekte olur ve topluma hizmet verecek sağlık personeli ve ekipman yetersiz kalır. Birçok hasta tedavi alamadan kaybedilir. En korkuncu, hastalardan kimin yaşayıp yaşamayacağı kararını vermek gerekir, ölüm oranları çok yükselir. İtalya ve İspanya bunun örnekleri.

     2. Yavaş ilerleyen pandemi: Özellikle erken dönemde alınan önlemlerle virüsün bulaşma hızını azaltıp, bulaşma dalgasını daha uzun bir süreye yayabilirsek yine aynı sayıda kişi hasta olacaktır, ama aynı anda değil. Yavaş yavaş gelen hasta dalgalanmasıyla sağlık sistemi daha rahat başa çıkacak ve herkesin yeterli sağlık desteğini alması sağlanacaktır.

Hangi senaryonun gerçekleşeceği salgının ilk günlerinde alınan önlemlere yani bize bağlı! Şu anda ana hedef mümkün olduğunca az kişinin virüsü kapması, salgının kontrol altına alınmasıdır. Lütfen evinizde kalın, fiziksel mesafeyi (en az 1 metre) koruyun! Salgının kontrol edilmesine, hastane ve sağlık çalışanları üzerindeki yükün azalmasına yardım edin. Hiçbir doktoru İtalya veya İspanya’da olduğu gibi yaşam hakkı için hastaları arasında seçim yapmaya mecbur bırakmayın!

 Virüs vücudumuza girdiğinde nelere neden oluyor?

Virüs RNA içeren iç yapı ve bunu saran yağlı bir zarftan oluşmakta (bu yüzden sabunla yıkanınca zarf parçalanır). Canlı kalabilmesi için başka bir canlının hücrelerine girip çoğalması gerekli. Başlıca bulaş, öksürük-hapşırma vasıtasıyla ortama yayılan damlacıklardan veya hasta kişiyle temastan sonra elimizi ağız-burun-göz gibi mukozal yüzeylere götürmemiz sonucu gerçekleşiyor. Virüs vücudunuza bu yolla girince ağız-burun-nefes borusu yoluyla akciğerlere ve bağırsak, dalak gibi iç organlara yayılır. Virüsün en etkili olduğu organın akciğerler olduğu bilinmekte. Sadece birkaç koronavirüs bile vücudunuzda oldukça dramatik sonuçlara yol açabilir. Solunum yolu ve akciğerlerimiz milyarlarca epitel hücresiyle kaplıdır. Virüsle karşılaşınca ilk bu hücreler enfekte olur. Koronavirüs bu hücrelerin yüzeyindeki spesifik bir reseptöre (ACE-2) bağlanır. Virüs yaşamını sürdürebilmek için genetik materyalini, bağlandığı bu epitel hücrenizin içine bırakır. Olanlardan habersiz olan hücreniz, yeni talimatları yerine getirmeye başlar, kendi hücreleriniz koronavirüs fabrikalarına dönüşür ve virüse ait yeni genetik kopyalar üretir (Yani epitel hücrenizi ele geçiren virüs, hücrenizi kendi genetik yapısını kopyalatmak üzere işgal eder). Hücreniz virüsün kopyalarıyla dolmaya başlar ta ki hücre kritik noktaya gelene kadar. Kritik noktaya geldiğinde hücre kendini imha eder. Hücreniz erir ve çevre hücrelere saldırmaya hazır birçok koronavirüs kopyasını etrafa salar. Bu şekilde hastalıklı yani ele geçirilmiş hücre sayısı katlanarak artar. Yaklaşık 10 gün sonra milyonlarca hücreniz enfekte olmuştur ve milyarlarca virüs akciğerlerinizi sarmıştır. Bu noktadan sonra immün sisteminiz sizi korumak için devreye girer. Bağışıklık sistemi hücreleri virüslerle savaşmak için akciğerlere geldiğinde bu hücrelerden bazılarına koronavirüs bulaşır ve savaşmaya gelen bağışıklık hücrelerinizi şaşırtır. Korona, bulaştığı bağışıklık hücrelerinin aşırı tepki vermesine ve her önüne geleni öldürmesine neden olur (yani sahaya inen kendi askerlerinizi size karşı savaşır hale getirir). Bağışıklık sisteminizin gereğinden fazla çalışmasına, kaynaklarını boşa harcamasına ve çevrede ciddi hasara neden olur (savaş alanını yani akciğerlerinizi hasarlar). Bağışıklık sisteminden gelen savaşçı hücreler nötrofiller (kendi hücrelerimiz dahil her şeyi öldürmeye programlıdır), savaş alanına vardığında iki taraftan da (kendi hücrelerimiz ve virüs) kayba neden olan öldürücü enzimler salgılamaya başlar. Katil T hücreleri, diğer hücrelere kontrollü biçimde intihar etmelerini bildirir. Koronayla enfekte olmuş T hücreleri sağlıklı hücrelerimize de intihar emri verir. Ne kadar çok bağışıklık sistemi hücresi yani asker savaş alanına gelirse akciğerlerde o kadar çok hasar gelişir ve sağlıklı akciğer dokusunu öldürür. Bu durum kalıcı hasarlara neden olur (hastalıktan iyileşenlerin akciğerlerinde solunum kapasitesinin azaldığı düşünülüyor).

Çoğu vakada bağışıklık sistemi kontrolü ele alır ve enfekte olmuş akciğer hücrelerimizi öldürerek virüsün diğer hücrelere bulaşmasını engeller, savaş alanını yani akciğerleri temizler, iyileşme başlar. Korona bulaşan vakaların çoğu hastalığı ateş, kuru öksürük gibi basit semptomlarla atlatabilmekte. Ancak bazı vakalarda ciddi semptomlara hatta hayatı tehdit edici bulgulara neden olabilir.

Koronavirüs enfeksiyonunun belirtileri

Tekrar edelim, Covid-19, öksürük ve hapşırma yoluyla havaya saçılan damlacıklar içerisinde çevredeki insanların burun, ağız ve gözlerinden bulaşıyor. Bir diğer bulaş yolu yakın temas, yani hasta veya eşyalarına dokunduktan sonra elinizi yüzünüze götürdüğünüzde virüsü kapıyorsunuz.

Covid-19, diğer solunum yolu enfeksiyonlarına benzer belirtilere neden olmaktadır. Başlıca belirtiler ateş, öksürük ve nefes darlığıdır. Bazı hastalarda boğaz ağrısı, burun akıntısı, ishal de görülmektedir. Virüsü aldığınız anda gözde yanma, boğazda kaşınma-ağrı-yanma gibi belirtileri oluşturuyor. Akciğerlere indiğinde ciddi solunum sıkıntısı gelişebiliyor. Genç sağlıklı erişkinlerde hastalık nispeten hafif seyretmektedir.

Hastalık genellikle orta-ağır bir klinik seyir göstermektedir. Ağır hastalanan ve ölen kişilerin çoğunda, ileri yaş (>65y) ve altta yatan hastalıklar (akciğer hastalıkları, organ yetmezlikleri, kanser, diyabet, bağışıklık baskılayan hastalıklar) bulunmaktadır.

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve astım gibi kronik solunum sistemi hastalıklarında öksürük ve nefes darlığı gibi Covid-19 hastalığıyla benzer semptomlar görülmektedir. Bu bireyler her zamanki şikâyetlerinden farklılık hissettiklerinde, şikâyetleri şiddetlendiğinde, özellikle ateş, balgam miktarında artış ve renginde koyulaşma olduğunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Bilinen kronik hastalıklara eklenen Covid-19 hastalığı daha kötü seyretmektedir.

***Kuru öksürük, ateş, nefes darlığı varsa hemen kendinizi izole edin ve Alo 184 ile iletişime geçin veya koronaonlem.saglik.gov.tr adresinden bilgi alabilirsiniz.

Hastalığın evreleri

Covid-19 hastalığında 4 evre olduğu düşünülüyor.

Evre 0 - Kuluçka dönemi: Virüs var, kişi semptomsuz. Virüsün vücuda yerleştiği ve semptom gelişinceye kadar geçen dönem. Genellikle semptomsuz kabul edilse de bu dönemde burun akıntısı gibi soğuk algınlığı belirtileri de görülebilir. Bizim için salgını sınırlamak açısından en önemli süreç. Ortalama 5 gün olmakla birlikte 2-14 gün olarak kabul ediliyor. Bu dönemde kişi virüsü almış olduğu halde hiçbir belirti olmadığından çevresine rahatlıkla yayabiliyor. Bu yüzden yurtdışı seyahati veya Covid-19 testi pozitif kişiyle teması olanlara 14 gün karantina uygulanıyor.

Vücuda giren virüsün mukoza dediğimiz kaygan yüzeylerden önce boğaza, solunum yollarına ve akciğerlere yerleştiği, kendi hücrelerinizin koronavirüs fabrikaları olduğu dönem. Bazı kişilerde hiçbir zaman semptom gelişmiyor. Bu grupta sadece bulaştırıcılığın engellenmesi yeterli. Bu nedenle bu grupta izolasyon ve maske kullanımı çok önemli.

Evre 1: Basit üst solunum yolu semptomları olanlar. Vakaların çoğunluğunu oluşturuyor. Enfekte kişilerin %80’i hastalığı hafif geçiriyor. Virüsün üst solunum yolunda olduğu dönem; ilk semptomlar boğazda kaşıntı, gıcık hissi. Virüs vücudunuzda çoğaldıkça boğaz ağrısı ve kuru öksürük gelişiyor. Çoğu vaka grip gibi hafif atlatılıyor. En sık belirtiler ateş ve kuru öksürük, bunun yanı sıra halsizlik, boğaz ve baş ağrısı da gelişebiliyor.

Ateş, bağışıklık sistemimizin virüsle savaştığının göstergesi. Yukarıda belirttiğim gibi savaş esnasında salınan sitokinler ateş ve ağrıya neden olabiliyor. Daha ileri dönemde bazı hastalarda balgam çıkarma görülüyor. Bunlarda test pozitif ise yukarıdaki önerilere ek yatak istirahati, bol sıvı tüketimi ve ilaç tedavisi veriliyor. Hastaneye yatış gerekmiyor. Yaklaşık 1 hafta sürüyor.

Bağışıklık sistemi güçlü kişiler virüsü yendiği için bu aşamada iyileşiyor. Ancak bazı kişilerde solunum sıkıntısıyla birlikte başlayan diğer belirtiler gelişiyor ve durum ciddileşiyor. Covid-19, nadiren böbrek, bağırsak, beyin gibi organlara dağılabiliyor. Vakaların bir kısmında mide bulantısı ve ishal görülüyor (dışkıda virüsün saptandığı olgular var).

Evre 3: Pnömoni (zatürree) safhası. Akciğerlerin enfekte olduğu dönem. Bu hastalar hastanede yakın takip ediliyor. Virüs solunum yoluyla akciğerlere inerse, bağışıklı sistemimiz ile virüs arasındaki savaş akciğerlerde iltihaba neden oluyor. Akciğerler iltihaplanınca normalde havanın temizlenmesini sağlayan küçük hava kesecikleri sıvıyla doluyor, nefes almada güçlüğe yol açıyor.

Evre 4: Akciğer yetmezliği safhası. Covid-19, bağışıklık sistemimizin normal tepkisini bozuyor. Bağışıklık sisteminin, virüse aşırı tepki göstermesi sonucu aşırı inflamasyon oluşuyor ve tüm vücuda zarar veriyor.

Akciğerlerdeki enfeksiyon ilerliyor, vücuda oksijen pompalama görevini yerine getiremiyor ve oksijen desteği gerekiyor. Kan basıncı kritik seviyenin altına düşünce organlar iflas etmeye başlıyor, septik şok ve çoklu organ yetmezliği gelişiyor. Bu olgularda hastaların solunum cihazına bağlanması yani yoğun bakım gerekiyor. Hastaların %5-7’si bu seviyede görülüyor.

(Burada ECMO’dan -ekstrakorporal membran oksijenizasyonu- bahsetmek istiyorum. ECMO tedavisinde akciğerin görevini bir makine üstleniyor. Makine, borular yardımıyla vücuttan kanı alıyor, oksijenleyip vücuda geri gönderiyor. Ancak hastalığın çok ileri döneminde kan temizlense bile hasar gören organlar vücudu canlı tutamıyor.)

Elimizdeki bilgilere dayanılarak; bugüne dek izlenen hastaların %80’inin hastalığı evre 0 ve 1 olarak geçirdiği düşünülmekte. Enfekte kişilerin %10-20’sinde pnömoni gelişiyor ve %5-7’lik kesime yoğun bakım desteği gerekiyor.

Peki neden Covid-19 ile enfekte olan insanların bazısı hastalığı semptomsuz geçirirken bazılarında yoğun bakım desteğine ihtiyaç duyuluyor?

Virüs enfeksiyonlarının şiddeti iki temel faktöre bağlıdır:

1. Virüse ait faktörler: Maruz kalınan virüsün saldırganlık gücü (yani bağışıklığınızı alt etme kapasitesi) ve virüs yükü yani solunum sisteminize giren virüs miktarı. Solunum yollarına giren virüs sayısı arttıkça (öksüren hastalarla yakın temasta bulunulması), virüslerin savunma sistemlerimizi aşıp daha alt solunum yollarına (bronşlara ve akciğerlere) ulaşma olasılığının artacağı, akciğer başta olma üzere diğer sitemlerde enfeksiyonlara neden olacağı düşünülüyor. Sağlık personelinin virüse yakalanmasında daha çok bu faktörün etkili olduğu düşünülmektedir.

2. Virüsle karşılaşan kişinin bağışıklık sisteminin gücü. Genel olarak, yaşlılarda, altta yatan kronik hastalığı olanlarda, kanser tadavisi görenlerde, sağlıklı ve iyi beslenmeyenlerde, bedensel - ruhsal olarak aşırı yorgun bireylerde bağışıklık sistemi zayıftır. Bu kişilerde virüs enfeksiyonları daha ağır seyretmektedir.

Tanı

Covid-19’un kesin tanısı, PCR dediğimiz moleküler testle konmaktadır. Başlangıcta sadece Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Viroloji Referans Laboratuvarı’nda ve belirlenmiş Halk Sağlığı Laboratuvarlarında yapılmaktaydı. Ancak son dönemde birçok hastanede yapılabilmekte ve başlangıçtaki gibi uzun test sürelerinin Çin’den getirtilen hızlı test kitleriyle kısalacağı planlanmaktadır.

Bunun yan sıra kan tahlili, hastanın kliniği ve öyküsü (yurtdışı seyahati, şüpheli veya enfekte kişilerle yakın temas) tanıda büyük önem taşımaktadır (Lütfen doktorunuzun sorularına doğru ve tam cevap verin).

Görüntüleme (akciğer tomografisi-BT), Covid-19 enfeksiyonunda hastalığın şiddetini ve ilerlemesini değerlendirmede önemlidir. Ancak son dönemde yapılan çalışmalar hastalığın tanısında da etkili olabileceğini göstermektedir. İtalyan radyologların hastalarındaki görüntüleme bulgularını toparlayıp paylaşması ve Çin başta olma üzere salgının görüldüğü tüm ülkelerdeki bilimsel yayınların dünyadaki tüm doktorlarla paylaşılması bu konuda her geçen gün yeni bilgilere ulaşmamızı sağlamaktadır.

Covid-19’un tedavisi var mıdır?

Koronavirüse etkili olduğu bilimsel olarak yayımlanmış bir ilaç henüz yok. Ancak enfekte kişilere antiviral içerikli ilaçlar ve destek tedavisini içeren protokol uygulanmaktadır. Bu protokol bilim kurulu ve branş hekimlerinden oluşan kurullarca sürekli güncellenerek düzenlenmektedir. Fransa’da yapılan bir çalışmada iki ilaçla uygulanan 6 günlük bir tedavi protokolünün etkili olduğu, Çin’den getirtilen antiviral bir ilaçla tedavi süresinin kısalacağı bildirilmekte. Umarım dünyanın birçok yerinde yapılan çalışmalar sonuç verir ve etkin tedavi sağlanır.

Hastalıktan iyileşenlerde hasar kalır mı?

Hastalığı atlatan gençlerde kalıcı hasar kalıp kalmadığını bilemiyoruz ancak akciğer tomografisinde bazı sekel (hastalığın bıraktığı iz) bulgular görülüyor ve akciğer kapasitesinde %20-30 azalmaya neden olduğu, Çin’de bir hastaya Covid sonrası akciğer yetmezliği nedeniyle akciğer nakli yapıldığını biliyoruz.

Koronavirüsle ilgili yanlışlar

     *Havalar ısınınca bulaş azalmayacak. Koronavirüs sıcak ve nemli dahil her ortamda bulaşabilir.

     *Soğuk hava ve kar virüsü öldürmez.

     *Sıcak duş almak koronavirüsü öldürmez. *Koronavirüs sinek ısırmasıyla yayılmaz.

     *El ve saç kurutma makineleri virüsü öldürmez. Lütfen ağzınıza, boğazınıza ve kıyafetlerinize makineyi tutmayın. Aksine, kıyafetteki virüslerin saçılıp solunum yolunuza gitmesine neden olabilirsiniz.

     *UV lambaların el ve vücudu virüsten arındırmak için kullanımı ciltte hasara neden olabilir, kullanılmamalıdır.

     *Termal kameralar, ateşi olan kişileri tespit eder. Ancak hastalığın semptomları henüz ortaya çıkmamış enfekte kişileri belirleyemez. Virüsle enfekte kişilerin hasta olması ve ateşin yükselmesi için 2-10 gün geçmesi gerekir.

     *Alkol, dezenfektan veya kloru vücudunuza sıkarak virüsten kurtulamazsınız, cildinize ve mukozalarınıza hasar verip başka enfeksiyonlara zemin hazırlarsınız.

     *Pnömoni aşıları koronadan korumaz.

     *Ağız ve burunu tuzlu suyla temizlemek koronadan korumaz.

     *Limonlu su içmek koronadan korumaz.

     *Sarmısak koronadan korumaz. Sarmısak antimikrobial, sağlıklı bir besindir, o kadar.

    *Kelle paça, karanfil gibi besinler immün sisteminize belki faydalı olabilir. Ancak Covid-19’a karşı koruyucu olduğuna dair hiçbir bilimsel veri bulunmamaktadır.

     *Bu virüs sadece yaşlıları etkilemez. Yeni koronavirüs her yaştan insanı enfekte edebilir.

     *Antibiyotikler virüsten korunmada ve tedavide etkili değildir. Ancak akciğerleriniz hasarlandığında ikinci bir bakteriyel enfeksiyon gelişirse zaten doktorunuz tarafından uygulanır.

     *Henüz koronavirüse etkili spesifik bir ilaç ve aşı bulunmamaktadır. Bu yüzden kulaktan dolma bilgilerle lütfen virüsten korunmak için ilaç veya tonik gibi maddeler içmeyin.

Unutmayalım:

*Virüsün bu kadar kolay yayılmasındaki etkenlerden biri, öldürücülüğünün sınırlı olması. Bulaştığı insanların önemli bir kısmında ağır semptomlara neden olmadığından tespit edilemiyor ve bulaştığı kişi taşıyıcı haline geliyor. Semptomsuz olduğu dönemde risk grubundakilere hastalığı bulaştırıyor.

*Pandeminin nasıl biteceği, nasıl başladığına bağlı; evde kal!

*Virüse karşı savaşta temel faktör, sosyal izolasyon ve herkesin kendisini hasta kabul ederek çevresine hastalığı yaymaktan sakınacak şekilde davranmasıdır. Yani başkasını kendimizden, kendimizi başkasından korumayı öğrenmeliyiz!

*Vee el hijyeni, ellerimizi belirtilen kurallara uygun biçimde sık sık yıkamalı, yüzümüze dokunmaktan kaçınmalıyız.

*Acil ve çok gerekli haller dışında sağlık kuruluşlarına gitmeyi erteleyelim. Sağlık sisteminin ayakta kalmasına destek olalım.

Covid-19’un yaklaşmakta olan bir tsunami olduğu ve dalga dalga tüm dünyaya yayılacağı düşünülüyor. Zor günlerden geçiyoruz ama aklın ve bilimin yardımıyla bu zor günler de geçecektir.

“Bu salgın da insanlığın virüslere karşı zaferiyle sonuçlanacak, buna şüphe yok. Ne kadar çabuk önlem alıp, ne kadar az hasarla bu salgından çıkacağımız önemli” diyor Bruce Aylward (DSÖ’nün danışmanlarından, Time röportajından. https://time.com/5805368/will-coronavirus-go-away-world-health-organization/)

Tüm dünyayı sarsan bu virüsten elbirliğiyle kurtulacağız. Bunun için bilim insanlarının uyarılarını dinlemek, sağlık çalışanlarının önerilerini uygulamak zorundayız. Sadece yaşlı ve kronik rahatsızlığı olanlar için değil, enfeksiyonun yayılmasını önlemede yardımcı olarak sağlık çalışanlarının iş yükünü artırmamak, sağlık sisteminin çökmesini önlemek için, sevdiklerini ve kendini hastalanmaktan korumak için evinde kal!

Son söz, meslektaşım Dr. Li Venliang ve tüm sağlık çalışanları için...

Korona salgınını ilk fark eden ve salgının yayılmaması için ilk uyarıları yapan Dr. Li Venliang, salgının merkez üssü Vuhan’da göz doktoru olarak çalışıyordu. SARS salgınına benzettiği ilk yedi vakayı aralık ayında fark edip meslektaşlarına sosyal medya grubunda hastalığın bulaşmaması için koruyucu giysi giymelerini önermişti. Çin hükümetince önce “söylentiler yaymakla” suçlandı, sonunda haklılığı anlaşıldı, ancak çalıştığı hastanede virüsü kaptı ve maalesef 34 yaşında, 7 Şubat 2020’de hayatını kaybetti. Bugüne dek Çin, İtalya ve İran’da pek çok sağlık çalışanının bu salgınla savaşta kaybedildiğini üzülerek öğreniyoruz (İtalya’da ve Çin’de ölenlerin %10’u sağlık çalışanı). Başta Dr. Li Venliang olmak üzere bu salgında yaşamlarını kaybeden ve bu salgını kontrol etmek için çalışan tüm sağlık çalışanlarına saygı ve minnetle...

Dipnot: Sürü bağışıklama, aşılar için kullanılan bir kavram aslında. Bir enfeksiyonu kontrol altına almak için toplumun hepsini aşılmanıza gerek olmadığı, %6070’inin aşılanmasıyla başarı sağlanacağı düşünülür.

Koronavirüsler, kedi-deve-yarasa gibi bazı hayvan türlerinde bulunan, değişime uğradığında (mutasyon), insanlarda hastalığa neden olabilen geniş bir virüs ailesidir. İnsandan insana bulaş yeteneği kazandıklarında bizim için tehdit oluşturmaktadırlar. İnsanda hastalığa neden olan 6 alt tipi vardır. Bunların dördü hafif solunum semptomlarına neden olurken, diğer ikisi Ortadoğu solunum sendromu (MERS) koronavirüsü ve şiddetli akut solunum sendromu (SARS) koronavirüsü olup, yüksek ölüm oranlarına sahip salgınlara yol açmıştır.

Sitokin hücrelerin haberleşmesini sağlayan küçük proteinlerdir ve bağışıklık reaksiyonlarını kontrol ederler.

 

Kaynaklar:

http://www.ttb.org.tr/kollar/COVID19/index.php

https://www.toraks.org.tr/halk/News.aspx?detail=5731

Çinli doktor Li Venliang hayatını kaybetti: https://www. bbc.com/turkce/haberler-dunya-51370050

Çinli doktor Li Venliang: https://www.formsante.com. tr/coronavirusu-ilk-o-farketmisti-dr-linin-olumu-cinlileri-kizdirdi/

Virüsten korunma: https://interaktif.aa.com.tr/koronavirus/#group-NASIL-KORUNURUZ-mZHkEXN1lD

Neden evde kalmalıyız: https://youtu.be/KZas4cQE6N4

Virüsten korunma: https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/covid19-sss/covid-19-halka-yonelik.html

Maske kullanımı: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51360544

Virüs ve yayılımı animasyon: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51910851

American Journal of Roentgenology: 1-5. 10.2214/ AJR.20.22969, Radiology Perspective of Coronavirus Disease 2019 (COVID-19): Lessons From Severe Acute Respiratory Syndrome and Middle East Respiratory Syndrome

Melina Hosseiny et al., https://www.ajronline.org/doi/ full/10.2214/AJR.20.22969

İtalya çalışması semptom ve ölüm yaş-nedenleri: https:// www.epicentro.iss.it/coronavirus/bollettino/Report-COVID-2019_20_marzo_eng.pdf

Çocuklarda enfeksiyon vakaları: wileyonlinelibrary. com/journal/ppul, Clinical and CT features in pediatric patients with COVID‐19 infection: Different points from adults, DOI: 10.1002/ppul.24718, Pediatric Pulmonology. 2020;1–6.

Fransa’da tedavi bulunduğuna dair: https://techstartups.com/2020/03/18/breaking-controlled-clinical-study-conducted-doctors-%e2%80%8bin-france-shows-hydroxychloroquine-cures-100-coronavirus-patients-within-6-days-treatment-covidtrial-io/

Kovid-19 hakkında yanlış bilinenler: https://www.who. int/emergencies/diseases/novel-coronavirus-2019/advice-for-public/myth-busters

Emre Altındiş röportajı: https://www.gazeteduvar.com. tr/yazarlar/2020/03/21/emrah-altindis-turkiye-italya-yolunda/

Prof. Dr. Ateş Kara (Hacettepe Üniv. Enfeksiyon Hastalıkları, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyesi) sosyal medya paylaşımları: https://www.youtube.com/watch?v=5vyQuZwBhqQ

https://time.com/5805368/will-coronavirus-go-away-world-health-organization/

Takip edebileceğiniz, bence güvenilir adresler:

TC Sağlık Bakanlığı resmi sayfası: https://hsgm.saglik. gov.tr/tr/covid19-sss/covid-19-halka-yonelik.html

Dünya Sağlık Örgütü resmi sayfası: https://www.who. int/

DSÖ WhatsApp adresini ekleyip “hi” yazıyorsunuz, sorularınıza yanıt alıyorsunuz: bit.ly/WHOonWhatsApp

Türk Tabipler Birliği resmi sayfası: http://www.ttb.org.tr/ kollar/COVID19/index.php

Prof. Dr. Ateş Kara (Hacettepe Üniv. Enfeksiyon Hastalıkları, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyesi): https://twitter. com/AtesAtesKara

Dünya üzerindeki vaka sayısı, ölüm oranları için: https:// www.worldometers.info/coronavirus/

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.