“Kafkasya'nın güçlü bir devlete;

Kabardey-Balkar İHD Başkanı Valeri Hatajuko: “Kafkasya'nın güçlü bir devlete; diasporanın profesyonel bir lobiye ihtiyacı var”

KAFKASYA Araştırma & Analiz Dergisi

Altı ayda bir çıkar İmtiyaz sahibi: Ajans Kafkas Ltd. Şti. adına İsmail Tunçbilek

Genel Yayın Yönetmeni: Erol Karayel

Sorumlu Müdür: H. Bayram Bolat

Yayın Kurulu: İsmail Tunçbilek, M. Nüzhet Çetinbaş, Erol Karayel, Fethi Güngör, Ömer Duran

 

Kabardey-Balkar İHD Başkanı Valeri Hatajuko:

“Kafkasya'nın güçlü bir devlete; diasporanın profesyonel bir lobiye ihtiyacı var” Söyleşi: Hacı Bayram Bolat ** KUTU içinde: Valeri Hatajuko kimdir? 1956 yılındaKabardey-Balkar Cumhuriyeti'nin (KBC) başkenti Nalçik te doğdu. Tarih Fakültesi mezunu. Sovyetlerin yıkılma sürecinde, Kafkasya bölgesinde gelişen tüm toplumsal hareketlerin hep ön saflarında ver aldı. 1984 yılında faaliyetlerine haşlayan, 'KBC Halk Cephesi Hareketi' Adıge Xase’nin kurucularından. Hareketin 1984-1994 yılları arasında başkan yardımcılığını; 1994-2000 yılları arasında da başkanlığını yaptı. 1991 yılında Kafkasya'nın birliğini savunan ve Abhazya savunması için silahlı gönüllü birlikler organize eden Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu'nun kurucuları arasında da yer aldı ve BaşkanYardımcılığı görevini yürüttü. Yine 1991 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte anavatan ve diasporadaki Çerkes örgütlerini bir çatı altında toplayan Dünya Çerkes Birliği’ni kurdu. 1993-1996 yılları arasında birliğin başkan yardımcılığı görevini; 2000 yılına kadar da faal yönetim kurulu üyeliği görevini yürüttü. 1991-2000yılları arasında “Gazete Xase” isimli etkin bir muhalif gazete yayımladı. 2000-2002 yılları arasında “Adıge Hek’u” isimli statükoya ağır eleştiriler yönelten ve bölgesinde yine oldukça etkin olan bağımsız gazeteyi çıkarttı. 1992-1993 yıllarındaki Abhaz-Gürcü savaşının gerek cephegerekse cephe gerisinin en önemli şahitlerindendir. Aralık 1994’te savaş öncesi Dudayev'le en son görüşen heyetin üyesidir.1995’te Çeçen savaşının durması için Duma'da çalışma yapan heyetin en aktif üyesidir. I. Çeçen savaşını bitiren 1995 deklarasyonunun imzacısı ve takipçilerindendir. Halen, 2002 yılında Rusya İnsan Hakları Derneği'nin şubesi olarak kurulan KBC İnsan Hakları Derneği'nin başkanlığı ve Prag'dan yayın yapan Özgürlük Radyosu'nun KBC temsilciliği görevini yürütmektedir. ** Kuzey Kafkasya'daki (KK) sivil muhalefetin önde gelen isimlerinden Valeri Hatajuko ile,Kafkas Vakfı'nca 21 Mayıs 2005 tarihinde İstanbul'da düzenlenen “Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi” konferansından hemen sonra bir söyleşi gerçekleştirdik. Hatajuko, Kafkasya'nın günümüzdeki sosyal ve ekonomik yapısından Rusya Federasyonu (RF) ile ilişkilere; Rus-Çeçen Savaşı'ndan dünyadaki uluslararası dengelerin Kafkasya üzerindeki olası yansımalarına ve dünden bugüne Kafkasların trajedisine dek uzanan sorularımızı büyük bir içtenlikle cevapladı. -Sizin de bir tebliğ sunduğunuz konferanstan başlamak istiyorum. Sizce konferans amacına ulaştı mı? -Kesinlikle ulaştı. Bu konferansın amacı, Kafkasya'da tarihten bugüne süregelen trajediyi anlatmak ve bu noktada kamuoyu oluşturmaktı. Bu anlamda bir ilk olan bu uluslararası konferansın, sonraki geniş çaplı konferanslar için bir başlangıç olduğunu ve oldukça etkili sunumların gerçekleştirildiğini görüyor ve diasporada Kafkasya ile ilgili bilinç düzeyinin arttığını görmekten dolayı mutluluk duyuyorum. -Konferansın konusunun aynı zamanda bizim de dosya konumuz olması nedeniyle, içerikten devam edelim. Fakat konunun tarihsel boyutundan önce şu anda somut bir trajedi örneği olan Rus-Çeçen Savaşı'ndan başlayalım. Bu savaşın sorumluları hakkında birbiriyle çelişen söylemler mevcut. Bunlardan biri de savaşı Çeçen direnişinin önemli ismi Dudayev'in başlattığı yolunda. Bu farklı iddialardan hangisi doğru? -Bu sorunun ayrıntılı cevabını en iyi ve en doğru şekilde-zamanı geldiğinde- tarih verecektir. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki, bu kanlı ve kirli savaşı başlatan Çeçenya değildir. Çeçenya'nın, RF'den ayrıldığını ve bağımsız bir cumhuriyet olduğunu dünyaya ilan ettiği günlerde, RF'de de ekonomik koşullar kötüye gitmekteydi. Rus hükümeti, hem diğer halkların Çeçenya'yı örnek alarak bağımsızlıklarını ilan etmelerinden korktuğu, hem de kötüye giden ekonomik göstergelerin halkın dikkatlerinden kaçırılması için general Graçev'in“bir iki saatlik bir operasyon” dediği “kazanılabilecek küçük bir savaş” istemekteydi. Çıkaranların vesürdürenlerin menfaat sağladıkları bir savaş durumunda Çeçenya Savaşı. Ancak ne Dudayev'in ne de sonraki Çeçen liderlerinin bu kişiler arasında olmadığını kesin olarak söyleyebilirim. -Siz o zamanların canlı bir tanığısınız aynı zamanda, neler yaşadınız savaşın çıktığı dönemde? -Savaşın başladığı dönemlerden birkaç anekdot aktarayım: Çeçenya savaşından 10 gün önce “RF Çeçenya'ya müdahale edecek” diye bir haber almıştık. O zaman RF'nin Adalet Bakanı Çerkes asıllı ünlü hukukçu KalmukYura idi. Bu haberi aldıktan hemen sonra RFGüvenlik Konseyi'ne müracaat eden Kalmuk Yura, Dudayev'le görüşmek üzere Konsey'den yetki aldı. Hemen sonra Moskova'dan Nalçik'i arayarak beni durumdan haberdar etti ve Grozni'ye gitmek üzere hazırlık yapmamı istedi. Dediklerini yaptım. Kalmuk Yura Nalçik'e geldi ve birlikte Grozni'ye hareket ettik. Doğrudan Cahar Dudayev'in makamına çıktık. Önce Kalmuk Yura ve Dudayev yarım süre ile baş başa görüştüler. Sonra benim dekatılımımla bir yarım saat daha görüştük. Kalmuk Yura savaşın çıkacağına ciddi bir şekilde inanmıştı. Dudayev'e “Savaşa fırsat verme. Halkının kırılmasına sebep olma” diyerek kendisini ciddi şekilde uyardı. Bu uyarı üzerine Dudayev'in rengi değişti, heyecanlandı. Kalmuk Yura'ya “Benim, halkımı savaşa sokmak gibi bir niyetim yok zaten. Hatta halkımı savaşa sokmamak için elimden ne gelirse yapacağım” diyerek cevap verdi. O görüşmede Kalmuk Yura ile Dudayev, Çeçenya'nın statüsünü tartıştılar. Dudayev kendilerinin Tataristan'ın biraz üstünde bir statüye razı olacaklarını söyledi. Yura da bunun olabileceği belirterek, konuştuklarını aynen Moskova'ya aktaracağını söyledi. Anlaştılar. Görüşme bitince de Dudayev'in yanından ayrıldık. Grozni'den dönüşte Kalmuk Yura ile arabada sohbet ettik. Kalmuk Yura bana, “Valeri, istifam cebimde. Eğer RF Çeçenya'ya saldırırsa, bakanlık görevinde bir dakika bile durmayıp hemen istifa edeceğim” dedi. Nitekim sekiz gün sonra savaş başladı. Ve Kalmuk Yura dediği gibi yaparak hemen istifasını verdi ve RF Adalet Bakanlığı görevinden ayrıldı. Aradan iki ay geçti. Kalmuk Yura ile Moskova'da karşılaştık. Kendisine; “Dudayev'le yapılan görüşme sonrasında Moskova'da neler oldu?” diye sordum. Kalmuk Yura anlattı: “Dönüşümde Başbakan Viktor Çernomirdin'le görüştüm. Dudayev'in ne düşündüğünü, ne istediğini kendisine aktardım. Hepsini makul karşıladı ve bu durumu Güvenli Konseyi'ne sunacağını, muhtemelen de olumlu bir sonuç çıkacağını söyledi. Fakat Çernomirdin'le iki gün sonraki görüşmemizde canı çok sıkkındı ve oldukça gergindi. Bana dedi ki: “Yura, Güvenlik Konseyi bu savaşın başlatılması yönünde bir karar aldı. Bunun dönüşü yok artık. Konsey üyeleri, iç politikada bir takım dengeleri oturtabilmek için RF'ye kazanabileceği bir küçük savaş lazım olduğu düşüncesinde hemfikirler. Alınan bu karar gereği Rus ordusu Çeçenya'ya girecek.” Bunları bana Kalmuk Yura bizzat anlattı. Kalmuk Yura bugün hayatta değil. Hakkın rahmetine kavuştu. Ancak, Kafkasya'da Kalmuk Yura için bir belgesel hazırlandı. Bu belgeselde Kalmuk Yura'nın anlattığı bu olayı, şu anda RF'nin Ukrayna Büyükelçisi olan o günün Başbakanı Çernomirdin de aynı şekilde anlatıyor. Bütün bunlar şunu gösteriyor: Savaşı Dudayev'in çıkardığı yönünde yapılan propagandaların tamamı içi boş yalanlardır. -Şu aşamada Çeçenya'daki savaşın durdurulması yönünde Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri'nin (KKC) girişimleri söz konusu mu? -Hayır. Aksine, resmi yerel yönetimler savaşın devamından yanalar. Savaşa dur diyebilecek sivil toplum kuruluşları arıyorsanız, onlar hiç yoklar. Bugün Kafkasya'da başını kaldırıp bir şeyler söyleyebilecek ne bir sivil toplum örgütü, ne de bir organizasyon var. Bunların hepsini devlet sindirdi ya da yok etti. RF ile Çeçenya arasındaki ilk savaş başlarken İnguşya eski devlet başkanı Ruslan Auşev dışında tüm KKC yöneticileri, “Çeçenya'ya gir. Güç kullan” şeklinde deklarasyon hazırladılar ve imza attılar. RF de bu deklarasyonu gerekçe göstererek, Çeçenya'ya girdi. İkinci savaşta da KKC yöneticileri aynı şekilde RF'yi desteklediklerini, RF'nin mutlaka Çeçenya'ya müdahale etmesi gerektiğini belirttiler. -Neden? -Yerel yöneticilerin böyle davranmasının kendilerince makul bir sebebi var. KKC RF'de ekonomik açıdan en fakir ve kötü bölgelerdir. İşsizlik,yolsuzluk, yozlaşma had safhadadır. Yerel yöneticiler, Çeçenya savaşını örnek göstererek, “Bizde işsizlik, yolsuzluk, yozlaşma var, ekonomimiz çok kötü ama savaş yok” diyerek Kremlin'e karşı statükolarını korumaya çalışıyorlar. Gerek Çeçenya'nın Moskova yanlısı hükümetine, gerekse çevre cumhuriyetlerin yerel yönetimlerine, RF bütçesinden aktarılan paraların büyük bir kısmı yöneticiler tarafından hortumlanıyor. Yıllardır böyle bir düzen var Kafkasya'da. Savaş, dolayısıyla tüm yolsuzluklar örtbas ediliyor. Yönetimlerin yakın çevresi kirli savaştan beslenen güçlerle oluştu. Bu yüzden Kuzey Kafkasya (KK) yerel yönetimleri, savaşın durmasını istemiyor. Çeçenya'da süren savaşın durması gerektiğini söyleyenler sadece Rus aydınlarıdır. RF İnsan Hakları Derneği başta olmak üzere çeşitli sivil toplum örgütleri çevresindeki aydınlar savaşı durdurmak için ciddi çabalar sarf ediyorlar. Kafkasya'da ise böyle bir organizasyon yok. Daha doğrusu kalmadı. Hepsi yok edildi. -Bu felaketin hala kan akıtmaya devam ettiği şu günlerde, çözüme, barışa dair bir değerlendirme yapar mısınız? Sizce bu savaşın bir galibi olacak mı? -RF bu savaşı hiçbir zaman kazanamayacak. Ama bu savaşı Çeçenler de kazanamayacak. Savaş böyle devamettiği sürece Çeçenlerden geriye ne kalacak? Sadece Çeçenler değil, bu savaştan biz de çok etkileniyoruz. Hepimiz çok zarar görüyoruz. Müdahale edilmezse, bu kirli savaş hiçbir zaman bitmez. Çeçenya'da süren acımasız savaşın iç yapısı hakkında, sizlere somut örnekler aktarmak istiyorum. RF Parlamentosu Duma'nın Beslan olayı ile ilgilenen bir komisyonu var. Bu komisyonun başkanı Torşin adında bir milletvekili. Putin'in ve Kremlin'in güvenilir adamı. Torşin'in RF'nin önde gelen en itibarlı gazetelerinden Moskovsky Komsomoltsky'e verdiği demeç çok dikkat çekici, enteresan tespitler içermekte. Mülakatı size özetlemek istiyorum. Muhabir soruyor, “Çeçen savaşının finansmanı nereden sağlanıyor? Müslümanların, özellikle el-Kaide'nin bu finansmanda yeri nedir?” diye. Torşin cevap veriyor: “Müslümanlardan özellikle el-Kaide'den para yağıyor iddiası bir hikaye. Böyle bir şey yok. Soruşturmalarımızda böyle bir sonuca varamadık. Çeçenlerin savaş için harcadıkları para içinde Müslümanların gönderdiği yardım bütçelerinin yüzde 10'unu geçmiyordur.” Muhabir tekrar soruyor: “Peki bu para nereden geliyor?” Torşin cevap veriyor: “RF bütçesinden geliyor.” Muhabir, “O nasıl olur?” deyince Torşin şöyle açıklıyor:“Çeçenya'daki yönetimimize, bakanlıklara gönderdiğimiz paralar Çeçenya'ya harcanmıyor. Yöneticilerin cebine gidiyor. Direnişçiler de gidip bu yetkilileri sıkıştırıyor, çalınan bu paraların bir kısmını onlardan alıyorlar.” Şu çok açık: Barışı sadece biz istemiyoruz; RF'de yaşayan aydınların da büyük bir çoğunluğu bu savaşın bu şekilde devam edemeyeceği ve derhal sonlandırılması gerektiği hususunda bizimle hemfikir. Nitekim 12 Aralık'ta Moskova'da yapılan “Tüm RF Vatandaşlık Kongresi”nde bir araya gelen liberal, komünist vb. çok farklı ideolojilerden sivil toplum örgütlerinin, insan hakları derneklerinin üzerinde birleştikleri yegane konu, Çeçen Savaşı'nın, RF'nin demokratikleşme sürecinde önemli bir engel oluşturduğu ve bu savaşın derhal sona erdirilmesi zorunluluğuydu. Dolayısıyla bu noktada, Rus aydınlarla ortak bir diplomasi geliştirmek de mümkündür. -“RF isterse savaşı bir günde bitirir” şeklinde bir iddia da var. Buna katılıyor musunuz? -Hayır, bu da ayrı bir masal. RF en gözde birliklerini, paralı askerlerini gönderdiÇeçenya'ya. Bunlar hiçbir başarı gösteremedi Çeçen direnişçiler karşısında. Onların gücü sadece ihtiyarlara, kadın ve çocuklara yetiyor. Halk direnişçilerin arkasında kenetlenmiş durumdadır. Halbuki savaştan önce durum pek de öyle değildi. Çeçenya'nın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı hem Mashadov'u, hem de Basayev'i yıpratıyordu. Savaş öncesi reytingleri çok düşüktü. Savaş başladığında Ruslar çok acımasızca saldırdılar. Halka çok eziyet çektirdiler. RF ve Çeçen yönetimi arasında tercih yapmak durumunda kalan insanlar, tavırlarını direnişçilerden yana koydular. Halk yeniden Mashadov ve Basayev'in etrafında kenetlendi. Rus istihbaratı ve özel güvenlik kuvvetleri hakkında değerlendirmeler yapan uzmanlar şunları söylüyorlar: “Rus istihbaratı ve özel güvenlik kuvvetleri ne adım atarsa direnişçiler hemen haberdar oluyorlar. Bu ne demektir. Çeçen halkı direnişçileri destekliyor.” Rus gizli servisleri “Çeçenlerden ajan bulmakta zorlanıyoruz” diye yakınıyorlar. -Mashodov'un şehit edilmesi savaşın mecrasını ne yönde değiştirecek? -Çeçenya probleminin çözülmesi için ben her zaman muhataplarıma, temsil gücü olan bir liderle görüşülmesi gerektiğini ve bu kişinin de Çeçenya'nın meşru devlet başkanı Aslan Mashadov olduğunu belirtiyordum. Savaş durdurulacaksa ve Çeçenya ile diyaloga girilecekse görüşmelerin Mashadov ile derhal yapılması gerektiğini her yerde söylüyordum. Mashadov savaşın durdurulması yönünde çok önemli bir şahsiyet olabilirdi. Kendisi de ölümünden kısa bir süre öncesinde barış çağrısı yapmıştı. Müzakere sürecinin kilit isminin böyle bir süreç daha başlarken ortadan kaldırılması, barış arayanların çabasına Kremlin tarafından vurulan büyük bir darbedir. Eski KGB metotlarının alışkanlığından hala kurtulamayan Putin, “müzakere” sözüne asla tahammül edemediğini Dubrovka tiyatrosu ve BesIan baskınlarında da göstermişti. Onun öldürülmesinin Beslan benzeri olaylara sebebiyet vereceğinden endişe ediyorum. Mashadov'un öldürülmesi, Rus-Çeçen savaşının barışçıl bir yolla çözülebilmesi ihtimaline son vermiş gözüküyor. Artık Çeçenya konusunda çok az şey bilen insanlar bile, iktidarını elinde tutmak ve iktidarına bağlı olarak ülkesinde yaşanan problemleri çözmek konusunda Putin'in hep Çeçenya savaşı bahanesini kullandığına ve bu savaşı sürdüreceğine ikna oldu. Mashadov tek taraflı olarak bir ay ateşkes ilan etmekle kendisinin Çeçenya'nın yasal devlet başkanı olduğunu ve Çeçenya'nın bağımsızlığı için mücadele eden savaşçıları kontrol ettiğini tüm dünyaya gösterdi. Şu anda Çeçenya'da 'bağımsızlığımız için savaşıyoruz' diyen birçok grup var. Dini hassasiyetlerini ön plana çıkaran gruplar var. Sadece intikamiçin savaşan küçük gruplar var. Ama sonuçta hepsi zorbalığa direniyor. Fakat tüm bu düzensiz görünen yapıya karşın, benim görüşüme göre Mashadov'u sevenler de sevmeyenler de Mashadov'dan farklı düşünenlerde onun çevresindeydiler. Hepsi Mashadov’useçilmiş resmi devlet başkanı olarak kabul ediyordu. Çeçenya'daki tüm gruplarda böyle bir mutabakat vardı. Mashadov'un bu çağrısına kulak verilseydi görüşmeler başlasaydı, tüm gruplar silah bırakacaklardı. Bırakmayanlara da Mashadov yönetimi müdahale ederdi. Çeçenlerin çok köklü gelenekleri var. İç problemler, bu gelenekler kullanılarak dahi çözülebilirdi. Onun ölümü, barışı geciktirecek.Bu durumda meydan, en radikal yöntemleri savunanlara kaldı ve onları bir şekilde haklı konuma getirdi. Mashadov'un ateşkes çağrısına uyarak duraksayan bu grupları, artık hiçbir şey tutamayacaktır. Daha şimdiden savaşın bütün RF’ye ve Kafkasya'ya yayılacağını ve Ruslara karşı onların yöntemleriyle “sonuna kadar savaş” yapılacağını açıklayan bu gruplar genellikle daha genç, Mashadov kuşağı gibi Rus kültürüyle iç içe yaşamamış bir kuşağın temsilcileri. Ve Kafkasya'nın pek çok yerinden de aralarına katılmak için bekleyen yığınla sabırsız, işsiz, kendilerine hiçbir gelecek perspektifi verilemeyen, öfke dolu gençler var. -Diğer Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinde de insan hakları ihlalleri görülüyor mu? -Evet. Bu konuda, şu anda en büyük sorun kayıplar, kaçırılmalar. Ve bu kaçırılmalar, KBC'ye de sıçradı. Bu savaş başladıktan sonra beş bin insan kaçırıldı ve kayboldu. Akıbetleri bilinmiyor. Devlet, kayıp sayısını daha az göstermeye çalışıyor. Ancak, insan hakları derneklerinin derlemelerine göre, en az beş bin insan kayıp. Radyo ve televizyonlardan milli dilde yapılan yayınların süresi iyice azaltıldı. Artık kendi dilimizde daha az gazete basılıyor. Okullarda Adıgece ders saatleri iyice azaltıldı. Halkın taleplerini dile getirecek sivil toplum kuruluşu diyebileceğimiz bir oluşum kalmadı. Cumhuriyetlerin şekli varlıkları bile tehdit altında. Nitekim, Adıgey Cumhuriyeti'nin (AC) Krasnodar'a bağlanması talebi sesli olarak dile getiriliyor. AC'nin Krasnodar Eyaleti'ne katılması şu anlama geliyor: AC artık cumhuriyet olamayacak. Adıgey diye bir yer kalmayacak. İş burada da bitmeyecek tabii. Emsal teşkil edecek. Diğer küçük cumhuriyetler de aynı yöntemle ortadan kaldırılmaya başlanacak. Şu sıralar gündemde olan bu konu hakkında, diasporaya da çok iş düşüyor. Tepki gösterilmesi gerekiyor. Sadece Kafkasya değil, RF'nin tümünde, zaten olmayan demokrasinin kırıntıları da yok ediliyor, basın zapturapt altına alınıyor, ülkenin federal yapısı değiştirilerek, Çarlık Rusya'sının yeniden kurulması yoluna gidiliyor. 89 federal birim 7 bölge valiliğine bağlanıyor ve bu valiler, Putin tarafından atanıyor, çoğu da general. Yani tüm ülkenin bir yerde askeri bir yönetim altına sokulması oluyor bu. Beslan olayının ardından anayasaya tamamen ters düşen bir şekilde Yerel Yönetimler Yasası çıkarılıyor ve özerk cumhuriyetlerin zaten Moskova kuklası olan başkanları yeterince sadık bulunmadığı için bunların seçimle işbaşına gelmesi yerine Kremlin tarafından atanması kararlaştırılıyor. Hatta bu cumhuriyetlerin tamamen lağvedilmesi planlanıyor. -Sizin Kafkasya'da varolan insan hakları ihlallerine karşı yürüttüğünüz mücadelede gelinen son nokta nedir? -RF'de demokrasi yeni yeni yerleşiyor. Bu da insan haklan ihlalleri konusunun gündemde kalmasının en önemli sebebi, tabii. Dediğim gibi yargının bağımsız olmaması, polisin gayr-ı meşru müdahaleleri gibi insan haklan ihlallerinesık sık rastlamak mümkün RF’de. Biz bütün bunların, neo-emperyal yapıdan, başka bir ifadeyle imparatorluk zihniyetine sahip bir yönetim anlayışından kaynaklandığı görüşündeyiz. Bu nedenle de çözümü, olabildiğince hız kazandırılarak, RF'nin demokratikleşmesinde görüyor ve bu yönde çalışmalar yürütüyoruz. -Bir dönem başkanlık ve başkan yardımcılığı gibi üst kademede görevlerde bulunduğunuz Adıge Xase Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) ve Dünya Çerkes Birliği (DÇB) gibi kuruluşların, sorunların çözümü noktasında bir etkinliği yok mu? -Hayır. Bunun en önemli sebebi devletin bu organizasyonları ele geçirmiş olmasıdır. Artık KHK yoktur. Adıge Xase ve DÇB ise şeklen devam etmektedir. Yöneticileri devlet memurlarıdır. Örneğin DÇB'nin başkanı KBC Parlamento Başkanıdır. DÇB'nin başkanı Zawurbi Nekhuşev, aynı zamanda Duma milletvekilidir. Sivil toplum örgütlerinin başına bir devlet görevlisinin geçmesi büyük bir çelişkidir. Devletin yanlış uygulamalarına muhalefet etmek, sivil insanların hak ve hukukunu korumak için kurulan sivil toplum örgütlerinin başında bir devlet görevlisi olamaz. Olursa, buna sivil toplum örgütü denemez. Devletin resmi bir kurumu olur. Artık Adıge Xase ve DÇB de böyledir. Yaşanan bunca insan hakları ihlallerine karşı bu kuruluşlardan, kuruluş amaçlan bu olmasına rağmen, hiçbir tepki gelmedi. -Peki bu insan hakları ihlallerine karşı Kafkasya'da yaşayan vatandaşlara uluslararası toplumdan bir destek geliyor mu? -Maalesef uluslararası camianın da duyarlı olduğunu söyleyemem. Özellikle Avrupa'dan ve genel olarak Batı dünyasından bu noktada bir çifte standart yaklaşımını esefle görmekteyiz. Dünya demokratları, özellikle Çeçen dramının bitmesine yardım etmeli. RF'deki muhalif hareketlerin “turuncu devrim” oluşturması şu aşamada pek mümkün görünmüyor. -Türkiye'den bu ihlallerin durdurulması noktasında beklentileriniz var mı? -Bizim siyasi bir beklentimiz var doğrusu. Barış sürecine girilmesinde Türkiye'nin etkili bir rol üstlenmesi taraftarıyız. Kafkas halkıyla kan bağı ve coğrafi yakınlık içinde olan Türkiye, bölgede daha aktif rol almalı. Türkiye'deki Kafkas diasporasının da bunda etkili olmasını ümit ediyoruz. Diasporada yaşayanlar, hiçbir komplekse kapılmadan önce şu konuda bilinçlendirilmelidirler: “Ben anavatanımdan sürüldüm. Sürüldüğüm topraklar üzerinde benim de doğal haklarım var. Kafkasya hakkında bizim de söyleyeceklerimiz var” diyebilmelidirler. Kafkasya'ya müdahil olmaktan çekinmemeliler. Her ne kadar bu topraklarda yaşamıyorlarsa da, dedeleri ve nineleri o topraklardan geldi. Kalplerinin Kafkasya için çarptığını da görüyorum. Orada savaşmalılar demiyorum elbette, ama seslerini çıkarmaları haklarını aramaları gerekiyor. Örneğin, Adıgey'in Krasnodar'a bağlanmasına yönelik bir tepki oluşturulmalı, anadilin kısıtlanmasını eleştirmeliler, Çeçenya'da savaşın durdurulması, barışın gelmesi için kampanyalar yapılmalı, internet vb. araçlarla tüm dünyaya bu tepkiler ifade edilmeli. Bu çok anlamlı olacak. Tabii ki, bu tepkiler beraber ve koordineli olmalı. -Karşılıklı ziyaretlerle gelişen RF-Türkiye ilişkilerinde gelinen nokta Kafkasya'dan nasıl görünüyor? -Şu anda ilişkilerin gelişmesini özellikle ekonomik ilişkilerin geldiği müspet seviyeyi biz de olumlu karşılıyoruz. Biz Kafkasya'da yaşayan RF vatandaşı insanlar olarak Türkiye ile RF arasındaki ilişkilerin gelişmesinin bizim menfaatlerimize uygun olduğunu düşünüyor ve destekliyoruz. Türkiye'de bulunan Kafkas kökenli soydaşlarımızın da aynı fikirde olduğunu düşünüyorum. -Ne tür beklentiler var Kafkasya'da bu son gelişmelere paralel olarak? -Bugün RF'de yaşanan köklü ekonomik reformlar sürecini Türkiye daha önce yaşadı, bu konuda tecrübeli. Türkiye'de de ekonomi devlet elindeyken özelleşti. Bu anlamda RF'nin Türkiye'den elde edebileceği çok şey olduğunu düşünüyorum. Ayrıca demokratikleşme sürecinde de Türkiye'nin RF için önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum. -RF'nin demokratikleşmesi gerektiğine sürekli vurgu yapıyorsunuz. Konuşmanızda sözünü ettiğiniz geçen sene sonunda gerçekleştirilen “Yurttaşlık Kongresi”nde, RF'de devam eden yönetim anlayışı konusunda ortaya çıkan sonuç ne oldu? -Kongrede değişik görüşlerden birçok insan vardı. Ama tematik olarak hemen herkes aynı noktalar üzerinde durdu. RF'nin girdiği rota konusunda, birçok aydın hemfikir. Örneğin “Yabloko” başkanı Yavlinskiy, RF'nin giderek bir polis devletine dönüştüğünü ve totaliter rejime doğru kaydığını ısrarla vurgularken, bu olumsuz gidişten tüm dünyayı haberdar etmemiz gerektiğini belirtti. “2008 Özgür Seçimler Komitesi” başkanı olan Kasparov, kongredeki en radikal seslendirmenin sahibi idi. O, RF vatandaşlarının Ukrayna'yı örnek alması gerektiğine dikkat çekti. Liberal bir milletvekili olan Rijkov, Putin'in iktidarı döneminde terörün arttığını söyledi, rüşvet ve yolsuzluklar üzerinde durdu, ekonomik alanda yaşanan gerilemeleri gündeme getirdi ve baskıcı rejimin ekonomik olumsuzluklar üzerindeki etkisinden bahsetti. -RF Devlet Başkanı Putin'in Türkiye ziyareti öncesinde patlak veren Beslan olaylarının şahidisiniz aynı zamanda. Öncelikle olayın analizini yapar mısınız? İkincisi bu Beslan felaketinin olası etkileri neler olacaktır? -Arabulucu sıfatıyla bulunduğum Beslan'da, öncelikle dikkatimi çeken en bariz şey rehin alma olayının kansız bitirilmesinin arzu edildiğine dair hiçbir emare görememiş olmamdır. Öte yandan coğrafi konumu gereği Beslan'a gizlenerek gitmek mümkün değildir, dağda ormanda saklanılarak da gidilemez. Gündüz vakti geçilen yollarda onlarca polis noktasının nasıl aşıldığı ise izaha muhtaç bir konudur. Hapiste olması gereken insanların nasıl olup da bu eylemin düzenleyicisi olduklarını anlayamıyorum. Ayrıca eylemin yapıldığı okulun çevresinde hiçbir güvenlik çemberinin oluşturulmamasını, rehin öğrencilerin yakınlarının silah kuşanarak binanın yakınlarına gelip hatta zaman zaman binaya ateş açmalarına göz yumulmasını da iyi niyetle izah etmek oldukça güçtür. Biz oraya eylemcilerle görüşme misyonu ile çağrılmış olmamıza rağmen eylemcilerle görüşebilmek içinde bize bir fırsat oluşturulmadı. Bütün bu soru işaretlerine rağmen, Beslan olayı gerçekten birçok açıdan oldukça önemlidir. Bu olayla Çeçenlerin mücadelesine önemli bir darbe vurulmuştur. Uluslararası kamuoyu nezdinde, Çeçen mücadelesi kavramı ciddi prestij kaybına uğramıştır. Fakat aslında bu olay, başka bir gerçeği de net bir şekilde yansıtmaktadır ki, o da şudur; Çeçenya'da 18-25 yaş arası insanlar, 10 yıldır savaşlar yaşayıp, savaşla büyüyen ve eğitim görmeyen insanlar. Bunların her biri mutlaka ya bir yakınını kaybetmiş, ya sakat kalmış yahut yakın akrabaları tecavüze uğramış insanlar. Bu insanların bu tür eylemleri yapmasını engellemenin tek yolu da varolan savaşı sona erdirmek ve Çeçenlere barış huzur dolu bir hayat imkanı tanımaktır. Öte yandan RF güvenlik birimlerinin, Beslan eylemini kullanarak KK’da baskıyı artırdığını, temel hak ve özgürlüklerin daha da kısıtlandığını görüyoruz. Bu sürecin daha da etkili bir şekilde işlemesinden endişeliyim. Dediğim gibi tek yol,savaşın durması. Kirli savaş, bu ortamı besliyor.Çeçen toplumunun şiddet ve baskıdan uzak bir ortama ihtiyacı var. Bu sağlanabilirse eylemler de biter. Bu her türlü değer ölçüsüne aykırı olarak öldürülen Mashadov'dan sonra oldukça zor gözüküyor. -Son yıllardaki uluslararası gelişmelerden sonra dünyada yeni dengeler oluşuyor. RF ve Amerika'nın ilişkilerindeki değişim Kafkasya'yı ve Çerkesleri nasıl etkileyecek? -RF nükleer bir güç. Çoğu paslanmıştır ama hala epeyce atom bombası var. ABD, RF'yi istediği şekle sokamayacağını biliyor. Bu yüzden kontrollü, çok yönlü ve birbiriyle çelişkili yöntemlerle ilişkilerini sürdürüyor. ABD Güney Kafkasya'ya yerleşti ama KK'ya çok uzaktan bakıyor. KK, RF’nin tam kontrolünde. Ama ileride ne olur bilemem. -Şu anda Kafkasya'da ekonomi ne durumda? -Kafkasya ekonomisi çok ciddi sıkıntı içindedir. Serbest pazar ekonomisi gelişmekte zorlanıyor. Engeller var. Devlet her alanda, kontrolü elden bırakmak istemiyor. Genel mazeret ise Çeçenya'daki savaş. Halbuki temel sebep, yönetimi elinde bulunduran grupların ekonomik kaynakları elinde bulundurma isteği. Yolsuzluk had safhada. Yatırım yapmak isteyenler veya yapanlar bu kirli çarkın içinde ezildiler, ezilmeye devam ediyorlar. -Peki sizce varolan durum olumlu yönde nasıl değişir? -Bölgemizde ekonominin ve sosyal yaşamın gelişmesi için serbest pazar ekonomisi yerleşmelidir. Özel mülkiyet hakkı engellenmemeli, rekabet ortamı sağlanmalıdır. Para huzurlu olduğu, rahat olduğu yere kaçar. Soydaşlarımızın Kafkasya'ya yerleşmelerine ve huzurlu bir hayal sürmelerine yardımcı olacak en temel faktör, ekonomik zenginliğin ve refah düzeyinin sağlanmasıdır. -Söyleşimizin başında bir kenara bıraktığımız Kafkasya'nın tarihsel boyutuna tekrar dönelim. Kafkasyalılar 1917'de ve 1989'da iki kez fırsat yakaladılar, makus talihlerini değiştirmek için. Her ikisinde de hazırlıksızdılar. Ve fırsatlar kaçtı. Özellikle 1917 sonrası dönemde bir umut ışığı olarak doğan, 1918'de kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti (KKC) hakkında düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum. -1918'de kurulan KKC tarihimizin en önemli olaylarından birisidir. Kızıl ve Beyaz orduların arasında kalarak güç kaybetmiş, sonuçta KızıIordu tarafından yıkılmıştı. Kısa ömürlü olmasına rağmen, değeri bizim için ölçülemez. Bir dakikalık devlet bile devlettir. Hepimiz bu dönemin hatıralarını kalbimizde yaşatmalıyız ve o günlerden ders almalıyız. KKCgeleceğimize de ışık tutmalıdır. -Şimdiye kadar anlatılanları özetlersek ve düşünürsek, Kafkasya için olumlu bir tablo ortaya çıkmıyor. Kafkasya'nın geleceği ne olacak? Bize elli yıllık bir perspektif çizebilir misiniz? Problemlerin çözüm yolu nedir? -Elli yıla bakmak çok zor. Ben bugünü konuşabilirim ancak. Öngörü olarak şu kadarını söyleyebilirim. Kafkasya seçim yapmak durumunda kalacak olursa, sanıldığı gibi RF ya da ABD'ye değil de Avrupa'ya yüzünü dönmekten çekinmeyecektir. Genel anlamda çözüm yolunu göstermek, bunu anlatmak çok uzun bir konuşma gerektirir. Kısaca özetlemek gerekirse, örneğin; bizimle benzer problemleri yaşayan halkların mücadele yöntemleri bize birer örnektir. Onları kendimizle mukayese etmeli, yöntemlerini incelemeli ve tartışmalıyız. Bana göre dilimizi, kültürümüzü, özgürlüğümüzü koruyacaksak bu ancak güçlü bir devletle olur. Kafkasya'da bugünkü olumsuz süreç devam ettiği takdirde, biz de diasporanın durumuna düşeceğiz. Anavatanımızda başkalarının vatanında yaşıyormuş gibi olacağız. Kafkasya'da başka bir devletin, diasporada başka devletlerin içinde yaşayarak dilimizi, kültürümüzü yaşatmak oldukça zordur. Tüm değerlerimizin korunacağı tek yer Kafkasya'dır. Halkının problemlerini çözmeyi hedef almış, milli politikalar üreten bir devletimiz olmalı gelecekte. O zaman sizin de, tüm diasporanın da bir arkası olacak. Sırtınızı dayayacağınız bir gücünüz olacak. Gelecekteki güçlü devlet için en önemli altyapımız, Kafkasya'da varolan politik haklarımız ve ulusal yapılarımızdır. Bunlardan kesinlikle taviz vermemeliyiz. Cumhuriyetlerimizin yok edilmesine karşı koymalıyız. Bu cumhuriyetleri koruyarak onları geliştirerek, onların üstüne yeni kazanımlar ekleyerek hedefimize ulaşabiliriz. Eğer anavatanımızda güçlü bir devletimiz olursa, sizler anadilinizi bilemezseniz bile, çocuklarınız Kafkasya ile kurulan sıcak ilişkiler sayesinde anadillerini öğrenebilirler. Anavatanlarına engelsiz rahatça yerleşebilirler. Elimizdeki son istatistiklere göre yıkılan Sovyetler Birliği'nden bir milyon Yahudi İsrail'e, bir milyon Alman Almanya'ya göç etmiş. Göç edenlerin ancak yüzde 10'u anadillerini biliyorlarmış. Anavatanlarına dönen Yahudi ve Almanlar anadillerini bilmeseler bile, çocukları öğrenecek, onlar iyi bir Yahudi veya Alman olarak yetişecekler. Eğer bizim de böyle bir devletimiz olmazsa, bizim gidebileceğimiz, güç alabileceğimiz bir yerimiz kalmayacak. Kafkasya'nın güçlü bir devlete, diasporanın profesyonel bir lobiye ihtiyacı vardır. (devam edecek)

 

YORUMLAYIN

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

600 karakter kaldı

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner