Image
064. Sayı (Haziran 2014)

Kabardey-Balkar İHD Başkanı Valeri Hatajuko:

II. Bölüm Kabardey-Balkar İHD Başkanı Valeri Hatajuko: “KAFKASYA'NIN GÜÇLÜ BİR DEVLETE; DİASPORANIN PROFESYONEL BİR LOBİYE İHTİYACI VAR”

KAFKASYA Araştırma & Analiz Dergisi  Yıl:1 Sayı:1

Altı ayda bir çıkar İmtiyaz sahibi: Ajans Kafkas Ltd. Şti. adına İsmail Tunçbilek

Genel Yayın Yönetmeni: Erol Karayel

Sorumlu Müdür: H. Bayram Bolat

Yayın Kurulu: İsmail Tunçbilek, M. Nüzhet Çetinbaş, Erol Karayel, Fethi Güngör, Ömer Duran  

 

II. Bölüm

Kabardey-Balkar İHD Başkanı Valeri Hatajuko:

“KAFKASYA'NIN GÜÇLÜ BİR DEVLETE; DİASPORANIN PROFESYONEL BİR LOBİYE İHTİYACI VAR”

Söyleşi: Hacı Bayram Bolat

-Diğer Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinde de insan hakları ihlalleri görülüyor mu?

-Evet. Bu konuda, şu anda en büyük sorun kayıplar, kaçırılmalar.Ve bu kaçırılmalar, KBC'ye (Kabardey-Balkar Cumhuriyeti) de sıçradı. Bu savaş başladıktan sonra beş bin insan kaçırıldı ve kayboldu. Akıbetleri bilinmiyor. Devlet, kayıp sayısını daha az göstermeye çalışıyor. Ancak, insan hakları derneklerinin derlemelerine göre, en az beş bin insan kayıp.

Radyo ve televizyonlardan milli dilde yapılan yayınların süresi iyice azaltıldı. Artık kendi dilimizde daha az gazete basılıyor. Okullarda Adıgece ders saatleri iyice azaltıldı. Halkın taleplerini dile getirecek sivil toplum kuruluşu diyebileceğimiz bir oluşum kalmadı. Cumhuriyetlerin şekli varlıkları bile tehdit altında. Nitekim,Adıgey Cumhuriyeti'nin (AC) Krasnodar'a bağlanması talebi sesli olarak dile getiriliyor. AC'nin Krasnodar Eyaleti'ne katılması şu anlama geliyor: ACartık cumhuriyet olamayacak. Adıgey diye bir yer kalmayacak. İş burada da bitmeyecek tabii. Emsal teşkil edecek. Diğer küçük cumhuriyetler de aynı yöntemle ortadan kaldırılmaya başlanacak. Şu sıralar gündemde olan bu konu hakkında, diasporaya da çok iş düşüyor. Tepki gösterilmesi gerekiyor. Sadece Kafkasya değil, RF'nin tümünde, zaten olmayan demokrasinin kırıntıları da yok ediliyor, basın zapturapt altına alınıyor, ülkenin federal yapısı değiştirilerek, Çarlık Rusya'sının yeniden kurulması yoluna gidiliyor. 89 federal birim 7 bölge valiliğine bağlanıyor ve bu valiler, Putin tarafından atanıyor, çoğu da general. Yani tüm ülkenin bir yerde askeri bir yönetim altına sokulması oluyor bu. Beslan olayının ardından anayasaya tamamen ters düşen bir şekilde Yerel Yönetimler Yasası çıkarılıyor ve özerk cumhuriyetlerin zaten Moskova kuklası olan başkanları yeterince sadık bulunmadığı için bunların seçimle işbaşına gelmesi yerine Kremlin tarafından atanması kararlaştırılıyor. Hatta bu cumhuriyetlerin tamamen lağvedilmesi planlanıyor.

-Sizin Kafkasya'da varolan insan hakları ihlallerine karşı yürüttüğünüz mücadelede gelinen son nokta nedir?

-RF'de demokrasi yeni yeni yerleşiyor. Bu da insan haklan ihlalleri konusunun gündemde kalmasının en önemli sebebi, tabii. Dediğim gibi yargının bağımsız olmaması, polisin gayr-ı meşru müdahaleleri gibi insan haklan ihlallerinesık sık rastlamak mümkün RF’de. Biz bütün bunların, neo-emperyal yapıdan, başka bir ifadeyle imparatorluk zihniyetine sahip bir yönetim anlayışından kaynaklandığı görüşündeyiz. Bu nedenle de çözümü, olabildiğince hız kazandırılarak, RF'nin demokratikleşmesinde görüyor ve bu yönde çalışmalar yürütüyoruz.

-Bir dönem başkanlık ve başkan yardımcılığı gibi üst kademede görevlerde bulunduğunuz Adıge Xase Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) ve Dünya Çerkes Birliği (DÇB) gibi kuruluşların, sorunların çözümü noktasında bir etkinliği yok mu?

-Hayır. Bunun en önemli sebebi devletin bu organizasyonları ele geçirmiş olmasıdır. Artık KHK yoktur. Adıge Xase ve DÇB ise şeklen devam etmektedir. Yöneticileri devlet memurlarıdır. Örneğin DÇB'nin başkanı KBC Parlamento Başkanıdır. DÇB'nin başkanı Zawurbi Nekhuşev, aynı zamanda Duma milletvekilidir.

Sivil toplum örgütlerinin başına bir devlet görevlisinin geçmesi büyük bir çelişkidir. Devletin yanlış uygulamalarına muhalefet etmek, sivil insanların hak ve hukukunu korumak için kurulan sivil toplum örgütlerinin başında bir devlet görevlisi olamaz. Olursa, buna sivil toplum örgütü denemez. Devletin resmi bir kurumu olur. Artık Adıge Xase ve DÇB de böyledir. Yaşanan bunca insan hakları ihlallerine karşı bu kuruluşlardan, kuruluş amaçlan bu olmasına rağmen, hiçbir tepki gelmedi.

-Peki bu insan hakları ihlallerine karşı Kafkasya'da yaşayan vatandaşlara uluslararası toplumdan bir destek geliyor mu?

-Maalesef uluslararası camianın da duyarlı olduğunu söyleyemem. Özellikle Avrupa'dan ve genel olarak Batı dünyasından bu noktada bir çifte standart yaklaşımını esefle görmekteyiz. Dünya demokratları, özellikle Çeçen dramının bitmesine yardım etmeli. RF'deki muhalif hareketlerin “turuncu devrim” oluşturması şu aşamada pek mümkün görünmüyor.

-Türkiye'den bu ihlallerin durdurulması noktasında beklentileriniz var mı?

-Bizim siyasi bir beklentimiz var doğrusu. Barış sürecine girilmesinde Türkiye'nin etkili bir rol üstlenmesi taraftarıyız. Kafkas halkıyla kan bağı ve coğrafi yakınlık içinde olan Türkiye, bölgede daha aktif rol almalı. Türkiye'deki Kafkas diasporasının da bunda etkili olmasını ümit ediyoruz. Diasporada yaşayanlar, hiçbir komplekse kapılmadan önce şu konuda bilinçlendirilmelidirler: “Ben anavatanımdan sürüldüm. Sürüldüğüm topraklar üzerinde benim de doğal haklarım var. Kafkasya hakkında bizim de söyleyeceklerimiz var” diyebilmelidirler. Kafkasya'ya müdahil olmaktan çekinmemeliler. Her ne kadar bu topraklarda yaşamıyorlarsa da, dedeleri ve nineleri o topraklardan geldi. Kalplerinin Kafkasya için çarptığını da görüyorum. Orada savaşmalılar demiyorum elbette, ama seslerini çıkarmaları haklarını aramaları gerekiyor. Örneğin, Adıgey'in Krasnodar'a bağlanmasına yönelik bir tepki oluşturulmalı, anadilin kısıtlanmasını eleştirmeliler, Çeçenya'da savaşın durdurulması, barışın gelmesi için kampanyalar yapılmalı, internet vb. araçlarla tüm dünyaya bu tepkiler ifade edilmeli. Bu çok anlamlı olacak. Tabii ki, bu tepkiler beraber ve koordineli olmalı.

-Karşılıklı ziyaretlerle gelişen RF-Türkiye ilişkilerinde gelinen nokta Kafkasya'dan nasıl görünüyor?

-Şu anda ilişkilerin gelişmesini özellikle ekonomik ilişkilerin geldiği müspet seviyeyi biz de olumlu karşılıyoruz. Biz Kafkasya'da yaşayan RF vatandaşı insanlar olarak Türkiye ile RF arasındaki ilişkilerin gelişmesinin bizim menfaatlerimize uygun olduğunu düşünüyor ve destekliyoruz. Türkiye'de bulunan Kafkas kökenli soydaşlarımızın da aynı fikirde olduğunu düşünüyorum. -Ne tür beklentiler var Kafkasya'da bu son gelişmelere paralel olarak? -Bugün RF'de yaşanan köklü ekonomik reformlar sürecini Türkiye daha önce yaşadı, bu konuda tecrübeli. Türkiye'de de ekonomi devlet elindeyken özelleşti. Bu anlamda RF'nin Türkiye'den elde edebileceği çok şey olduğunu düşünüyorum. Ayrıca demokratikleşme sürecinde de Türkiye'nin RF için önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum.

-RF'nin demokratikleşmesi gerektiğine sürekli vurgu yapıyorsunuz. Konuşmanızda sözünü ettiğiniz geçen sene sonunda gerçekleştirilen “Yurttaşlık Kongresi”nde, RF'de devam eden yönetim anlayışı konusunda ortaya çıkan sonuç ne oldu?

-Kongrede değişik görüşlerden birçok insan vardı. Ama tematik olarak hemen herkes aynı noktalar üzerinde durdu. RF'nin girdiği rota konusunda, birçok aydın hemfikir. Örneğin “Yabloko” başkanı Yavlinskiy, RF'nin giderek bir polis devletine dönüştüğünü ve totaliter rejime doğru kaydığını ısrarla vurgularken, bu olumsuz gidişten tüm dünyayı haberdar etmemiz gerektiğini belirtti. “2008 Özgür Seçimler Komitesi” başkanı olan Kasparov, kongredeki en radikal seslendirmenin sahibi idi. O, RF vatandaşlarının Ukrayna'yı örnek alması gerektiğine dikkat çekti. Liberal bir milletvekili olan Rijkov, Putin'in iktidarı döneminde terörün arttığını söyledi, rüşvet ve yolsuzluklar üzerinde durdu, ekonomik alanda yaşanan gerilemeleri gündeme getirdi ve baskıcı rejimin ekonomik olumsuzluklar üzerindeki etkisinden bahsetti.

-RF Devlet Başkanı Putin'in Türkiye ziyareti öncesinde patlak veren Beslan olaylarının şahidisiniz aynı zamanda. Öncelikle olayın analizini yapar mısınız? İkincisi bu Beslan felaketinin olası etkileri neler olacaktır?

-Arabulucu sıfatıyla bulunduğum Beslan'da, öncelikle dikkatimi çeken en bariz şey rehin alma olayının kansız bitirilmesinin arzu edildiğine dair hiçbir emare görememiş olmamdır. Öte yandan coğrafi konumu gereği Beslan'a gizlenerek gitmek mümkün değildir, dağda ormanda saklanılarak da gidilemez. Gündüz vakti geçilen yollarda onlarca polis noktasının nasıl aşıldığı ise izaha muhtaç bir konudur. Hapiste olması gereken insanların nasıl olup da bu eylemin düzenleyicisi olduklarını anlayamıyorum. Ayrıca eylemin yapıldığı okulun çevresinde hiçbir güvenlik çemberininoluşturulmamasını, rehin öğrencilerin yakınlarının silah kuşanarak binanın yakınlarına gelip hatta zaman zaman binaya ateş açmalarına göz yumulmasını da iyi niyetle izah etmek oldukça güçtür. Biz oraya eylemcilerle görüşme misyonu ile çağrılmış olmamızarağmen eylemcilerle görüşebilmek içinde bize bir fırsat oluşturulmadı. Bütün bu soru işaretlerine rağmen, Beslan olayı gerçekten birçok açıdan oldukça önemlidir. Bu olayla Çeçenlerin mücadelesine önemli bir darbe vurulmuştur. Uluslararası kamuoyu nezdinde, Çeçen mücadelesi kavramı ciddi prestij kaybına uğramıştır. Fakat aslında bu olay, başka bir gerçeği de net bir şekilde yansıtmaktadır ki, o da şudur; Çeçenya'da 18-25 yaş arası insanlar, 10 yıldır savaşlar yaşayıp, savaşla büyüyen ve eğitim görmeyen insanlar.Bunların her biri mutlaka ya bir yakınını kaybetmiş, ya sakat kalmış yahut yakın akrabaları tecavüze uğramış insanlar. Bu insanların bu tür eylemleri yapmasını engellemenin tek yolu da varolan savaşı sona erdirmek ve Çeçenlere barış huzur dolu bir hayat imkanı tanımaktır.

Öte yandan RF güvenlik birimlerinin, Beslan eylemini kullanarak KK’da baskıyı artırdığını, temel hak ve özgürlüklerin daha da kısıtlandığını görüyoruz. Bu sürecin daha da etkili bir şekilde işlemesinden endişeliyim. Dediğim gibi tek yol,savaşın durması. Kirli savaş, bu ortamı besliyor.Çeçen toplumunun şiddet ve baskıdan uzak bir ortama ihtiyacı var. Bu sağlanabilirse eylemler de biter. Bu her türlü değer ölçüsüne aykırı olarak öldürülen Mashadov'dan sonra oldukça zor gözüküyor.

-Son yıllardaki uluslararası gelişmelerden sonra dünyada yeni dengeler oluşuyor. RF ve Amerika'nın ilişkilerindeki değişim Kafkasya'yı ve Çerkesleri nasıl etkileyecek?

-RF nükleer bir güç. Çoğu paslanmıştır ama hala epeyce atom bombası var. ABD, RF'yi istediği şekle sokamayacağını biliyor. Bu yüzden kontrollü, çok yönlü ve birbiriyle çelişkili yöntemlerle ilişkilerini sürdürüyor. ABD Güney Kafkasya'ya yerleşti ama KK'ya çok uzaktan bakıyor. KK, RF’nin tam kontrolünde. Ama ileride ne olur bilemem. -Şu anda Kafkasya'da ekonomi ne durumda? -Kafkasya ekonomisi çok ciddi sıkıntı içindedir. Serbest pazar ekonomisi gelişmekte zorlanıyor. Engeller var. Devlet her alanda, kontrolü elden bırakmak istemiyor. Genel mazeret ise Çeçenya'daki savaş. Halbuki temel sebep, yönetimi elinde bulunduran grupların ekonomik kaynakları elinde bulundurma isteği. Yolsuzluk had safhada. Yatırım yapmak isteyenler veya yapanlar bu kirli çarkın içinde ezildiler, ezilmeye devam ediyorlar.

-Peki sizce varolan durum olumlu yönde nasıl değişir?

-Bölgemizde ekonominin ve sosyal yaşamın gelişmesi için serbest pazar ekonomisi yerleşmelidir. Özel mülkiyet hakkı engellenmemeli, rekabet ortamı sağlanmalıdır. Para huzurlu olduğu, rahat olduğu yere kaçar. Soydaşlarımızın Kafkasya'ya yerleşmelerine ve huzurlu bir hayal sürmelerine yardımcı olacak en temel faktör, ekonomik zenginliğin ve refah düzeyinin sağlanmasıdır.

-Söyleşimizin başında bir kenara bıraktığımız Kafkasya'nın tarihsel boyutuna tekrar dönelim. Kafkasyalılar 1917'de ve 1989'da iki kez fırsat yakaladılar, makus talihlerini değiştirmek için. Her ikisinde de hazırlıksızdılar. Ve fırsatlar kaçtı. Özellikle 1917 sonrası dönemde bir umut ışığı olarak doğan, 1918'de kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti (KKC) hakkında düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.

-1918'de kurulan KKC tarihimizin en önemli olaylarından birisidir. Kızıl ve Beyaz orduların arasında kalarak güç kaybetmiş, sonuçta KızıIordu tarafından yıkılmıştı. Kısa ömürlü olmasına rağmen, değeri bizim için ölçülemez. Bir dakikalık devlet bile devlettir. Hepimiz bu dönemin hatıralarını kalbimizde yaşatmalıyız ve o günlerden ders almalıyız. KKCgeleceğimize de ışık tutmalıdır.

-Şimdiye kadar anlatılanları özetlersek ve düşünürsek, Kafkasya için olumlu bir tablo ortaya çıkmıyor. Kafkasya'nın geleceği ne olacak? Bize elli yıllık bir perspektif çizebilir misiniz? Problemlerin çözüm yolu nedir?

-Elli yıla bakmak çok zor. Ben bugünü konuşabilirim ancak. Öngörü olarak şu kadarını söyleyebilirim. Kafkasya seçim yapmak durumunda kalacak olursa, sanıldığı gibi RF ya da ABD'ye değil de Avrupa'ya yüzünü dönmekten çekinmeyecektir. Genel anlamda çözüm yolunu göstermek, bunu anlatmak çok uzun bir konuşma gerektirir.

Kısaca özetlemek gerekirse, örneğin; bizimle benzer problemleri yaşayan halkların mücadele yöntemleri bize birer örnektir. Onları kendimizle mukayese etmeli, yöntemlerini incelemeli ve tartışmalıyız.

Bana göre dilimizi, kültürümüzü, özgürlüğümüzü koruyacaksak bu ancak güçlü bir devletle olur. Kafkasya'da bugünkü olumsuz süreç devam ettiği takdirde, biz de diasporanın durumuna düşeceğiz. Anavatanımızda başkalarının vatanında yaşıyormuş gibi olacağız. Kafkasya'da başka bir devletin, diasporada başka devletlerin içinde yaşayarak dilimizi, kültürümüzü yaşatmak oldukça zordur. Tüm değerlerimizin korunacağı tek yer Kafkasya'dır.

Halkının problemlerini çözmeyi hedef almış, milli politikalar üreten bir devletimiz olmalı gelecekte. O zaman sizin de, tüm diasporanın da bir arkası olacak. Sırtınızı dayayacağınız bir gücünüz olacak. Gelecekteki güçlü devlet için en önemli altyapımız, Kafkasya'da varolan politik haklarımız ve ulusal yapılarımızdır. Bunlardan kesinlikle taviz vermemeliyiz. Cumhuriyetlerimizin yok edilmesine karşı koymalıyız. Bu cumhuriyetleri koruyarak onları geliştirerek, onların üstüne yeni kazanımlar ekleyerek hedefimize ulaşabiliriz. Eğer anavatanımızda güçlü bir devletimiz olursa, sizler anadilinizi bilemezseniz bile, çocuklarınız Kafkasya ile kurulan sıcak ilişkiler sayesinde anadillerini öğrenebilirler. Anavatanlarına engelsiz rahatça yerleşebilirler.

Elimizdeki son istatistiklere göre yıkılan Sovyetler Birliği'nden bir milyon Yahudi İsrail'e, bir milyon Alman Almanya'ya göç etmiş. Göç edenlerin ancak yüzde 10'u anadillerini biliyorlarmış. Anavatanlarına dönen Yahudi ve Almanlar anadillerini bilmeseler bile, çocukları öğrenecek, onlar iyi bir Yahudi veya Alman olarak yetişecekler. Eğer bizim de böyle bir devletimiz olmazsa, bizim gidebileceğimiz, güç alabileceğimiz bir yerimiz kalmayacak. Kafkasya'nın güçlü bir devlete, diasporanın profesyonel bir lobiye ihtiyacı vardır.

 
 
 
 

YORUMLAYIN

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

600 karakter kaldı

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner