Image
Güncel

“Dil varsa varız, yoksa yokuz”

Bu ay Sakarya iline bağlı Kayalar Memduhiye köyündeydik.

-Jıneps: Köyün kuruluşunu anlatır mısınız?

-Erdinç Atile (Ateyba): Kayalar burada bir bölge ismi. Kayalar Çaybaşı, Kayalar Değirmendere, Kayalar Reşitbey, Kayalar Memduhiye gibi adlandırmalar var. Burası Kayalar Memduhiye.

Kuruluş 1864 değil, ondan eminiz. 1872’den sonra da değil. O sekiz yıllık aralık içinde kurulmuş, hangi tarih olduğuna dair kesin bilgi yok. Bu civarda oldukça geniş bir yerleşke var, muhtarlıkları ayrı. Aslında hepsi ilk kuruluşlarında, Abhazya’da benzetilen bölgelerin Abhazca adlarıyla kuruluyor.

 

-Abazaca adları nedir?

-İki tanesi biliniyor. Birisi burası, Xoap. Abhazya’da Gudauta’da bir köy Xoap. Ama o köyden gelenler değil, sadece coğrafi olarak benzetilerek o ad konuyor.

Komşu köy, Reşitbey, Lıxnı. Biliyorsunuz Lıxnı Abhazya’da tarihi kararların alındığı bir köy.

Kayalar bölgesinin dışında kalan Abaza köylerinin de böyle adları vardı. Önceleri şöyle algılanıyordu; “Köyde yaşayan insanların ataları Abhazya’dan çıktıkları köyün adını kurdukları köylere verdiler”. Bu doğru değil. Abhazya’da hangi coğrafi bölüme benziyorsa oranın adı verildi.

 

-Bu çevre öyle diyebilir miyiz?

-Aslında sadece Sakarya’da değil, bütün köyler öyle. Abhazya’da Xoap köyüne gittiğinizde benim sülalem Ateybalar’dan eser yok örneğin.

 

-Süreç içinde neler yaşandı?

-Kapalı devre yaşayan bir köydük, bu çevredeki köylerin hepsi. Köyümüzün çevresi tepelerle çevrili, şu anda yerleşimin olduğu alan düz. Çevre meşe ormanları, tarıma elverişli yerler de tarlalarımız.

Sakarya boğazının Kuvayı Milliye tarafından tutulduğu dönemde emniyet gerekçesiyle bu köy boşaltıldı. Hatta biraz direnince silah kullanılarak boşaltıldı.

 

-Sadece Memduhiye mi boşaltıldı?

-Bilgimiz kısıtlı bu konuda. Çünkü Çaybaşı’nda artık çok az Abhaz yaşıyor. Tamamen Abhaz köyüydü, hatta onun devamı Tapsalar da. Tapsa, Abhazya’da bir bölgenin adı. Kemaliye’ye kadar, Bilecik’e giden yoldan Sakarya nehrine kadar komple Abhaz yerleşkesiydi. İlk yerleşildiğinde eli silah tutanlar askere alındı. Çok ciddi askeri kayıplar var. Bir kuşak hiç dede bilmez. Silah altına alınanların yaş aralığı çok geniş. Evli, çocuklu insanlar da silah altına alındı. İşte o evli olanların kuşaklarıyla bu günlere gelindi.

Sürgünde yolda kayıplar, denizde kayıplar; bu trajediyi biliyoruz, anlatmayalım. Onun arkasından geldikleri yerde de hemen çeşitli cephelerde savaşa katıldılar. Osmanlı’nın dört bir tarafında; Yemen, Hicaz, Çanakkale, Balkanlar, Trablusgarp... Bilmiyorum abartı mı, Çanakkale’de o ünlü alayın birçoğunun Kafkas halklarından olduğu söyleniyor, tamamı şehit.

 

-Köy güvenlik nedeniyle mi boşaltılıyor?

-Evet. Bütün evler yıkıldı. Hendek’te Sarıyer diye bir köy var, aşağıda Kanlıçay vadisi var, oralara serpiştirildiler. Daha sonra geri geldiler ve sil baştan başladılar. Çok düzenli değilse de bir konutları vardı, en azından başlarını sokabilecekleri, onlar yakıldı, ahırlar yıkıldı, hayvanlar telef edildi. Yani sil baştan. Geri gelişte güney yönündeki tepelerin eteklerine yerleştiler, sonra köy büyüdü.

 

-Nüfus arttıkça mı genişledi?

-Hayır. Köyün adı Xoap demiştik, Xoap eski yerleşke. Bu köy iki bölüm aslında. 1945 sonrası yine Abhaz göçüne maruz kaldı burası. II. Dünya savaşı sonrası. Düzce’nin Konuralp beldesinin üst tarafında Kasaba var. Türkiye’deki Abhaz köylerinin en büyüğü idi Kasaba. O dönemde 300 hane civarında vardı. Olumsuz yaşam koşulları nedeniyle üç büyük sülale tümüyle oradan göç edip buraya yerleşti. Benim babam da sonradan buraya göç etti, Elbruz bey köyünden, tek olarak geldi. Burada sülalesi vardı. Annemler Kasaba’dan geldi. Annem burada gelin oldu.

 

-Kasaba’dan neden göç ettiler?

-II. Dünya Savaşı döneminin sıkıntıları. Mısır bulamamak, yiyecek bulamamak... Orası biraz daha sarp coğrafi yapıda. Şimdi orada yaşayanlar fındıktan kazanıyor ama mısır olmazsa olmaz Abazalar için. Kasabalılar bir dönem bir teneke mısır için Gölyaka’ya, Efteni’ye gidiyorlarmış.

Önce bir aile geldi, diğerlerine “satın, gelin” dedi, domino etkisi yarattı. Geldikleri köy boşaldı.

 

-Yerleştikleri kısma başka bir isim verdiler mi?

-Hayır. Xoap’ın bir anda nüfusu arttı, anlaşmazlıklar çıkmaya başladı. İşte “siz daha dün geldiniz” sözleri edildi. Yeni gelenlere Düzça diye isim verdiler. Düzce’den geldiler ya o anlamda. Yeni gelenler de eskilere Xoap’ha dediler. Hala söyleyenler de var. Ama bunun köyün adı olduğunu yeni nesil bilmiyor. Düzce’den gelen göçle köyün entegrasyonu tamamlanıncaya kadar bir didişme vardı. Şimdi esprileri yapılıyor. Önceleri kavgaydı, kinayeydi, aşağılamaydı.

 

-1864-1872 tarihleri arası köyü kuranlar, Düzce Kasaba’dan göç edenler ve bir de farklı yerlerden gelen aileler var, baban gibi...

-Evet. Babam Elbruzbey köyünden geldi, bir de Beytullah var, onlar da Esmahanım’dan geldi.

Bu civardaki köylere o sekiz yıllık süreçte kara yoluyla gelenler de var. Sürgün yıllarında Samsun’da karaya çıkıp, geçici yerleşip sonra buraya gelenler. Bu bölgenin insanlarının, her yıl 21 Mayıs’ta anma etkinliği düzenlediğimiz Kefken Babalı sahillerine çıktıkları düşünülüyor. Düzce’den gelenlerin; Düzce Melen çayının denize döküldüğü yerle Akçakoca’ya deniz yoluyla gelenlerin olduğu düşünülüyor. Babalı Karaağaç’tan dağılanlar daha çok Harmantepe, Acıelma köylerine yerleştiler. Adapazarı’nın kuzeyinde kalan köyler. Kayalar bölgesine de yine oradan gelindiği söyleniyor. Net kanıt yok elimizde. Anlatılanları biz de size aktarıyoruz.

 

-Köyü kuranlar yaşamak için ne yaptılar?

-Tarım ve hayvancılık. Ama zaman içerisinde bu yetmiyor. Meşe ormanı eteklerinde yerleşkeleri. Kafkasya’dan göç etmiş olanların ortak özelliği olarak görüyorum bunu. Ormana çok saygı duyan bir toplum ama ormansız da yapamayan bir toplum.

Devlet kontrolünde, seyreltme yöntemiyle kesim yapılıyor. Bazen devlet burada acımasız davranıyor, biz tepki gösteriyoruz.

Başlangıçta konut yapmak, ısınmak için ağaçlar kullanıldı, daha sonra da geçim kaynağı olarak, kesip satarak... Her ailenin bir koruluğu vardı, kullanacak ama yetiştirecek aynı zamanda. Bugün çevremiz hala orman bu sayede.

 

-Herkesin bir koruluğu nasıl gerçekleşti?

-Köyün ileri gelenleri, köyün ihtiyar meclisi; belirli işaretlemelerle sınırları belirleyip dağıttı, herkes kendi tarlası gibi ormanına baktı. Bizim de vardı bir yerimiz, hala duruyor. Ev için odun getireceğiz ya, babam nerede düzgün yetişmemiş, yıkılmak üzere olan var, onları keserdi, düzgün bir ağacı kesemezdi, kıyamazdı. Emeği vardı çünkü. İçinde tarım alanımız da vardı, fındıklık olarak duruyor, çevresindeki orman da duruyor ama orman artık devletin ormanı, bize ait değil.

 

-Kafkasya’dan gelen bir saygı da var doğaya...

-Kesinlikle. İnsanlarımız o zamanki kesim aracı olan baltanın ağzını çuvalla bağlamadan ormanın içine girmezdi. Hani bir hayvan kesilirken bıçak gösterilmez ya. Caniliği gizlemeye yönelik bir altyapısı vardır bunun ama Abhazlardaki doğaya saygı anlayışını bugün hala Kafkasya’da görebiliyoruz.

Orman eteğinde yaşayan yerleşkelere bakın. Nerede Abhaz köyü var, oranın muhakkak hala ormanı var.

 

-Geçmişten bugüne neler değişti?

-Delikli demirin icat edilmesiyle... Buradaki delikli demir; şimdilerde medya başta olmak üzere birçok şey.

Tarım alanlarının büyüyen ailelere yetmeyip farklı kaynak arayışlarına girilmesi, eğitimin çekim gücü, birçok şey sıralanabilir... Doğumumdan itibaren Ateyba Erdinç olarak toplumumuzun Aleifüa dediği bize ait uygulamaların hepsinden nasibimi aldım. Bu yönden şanslıyım benden sonraki nesle göre ama bir o kadar da şanssızım. Doğduğum andan itibaren bugüne kültür varlığımız hızlı bir şekilde yok oluyor ve bizim yaş kuşağı tamamına şahitlik ediyoruz.

Şansımız neydi? Artık tarih olmuş bazı uygulamaların bile şahidi olduk, gördük. Anlatılarla değil, görerek şahit olduk. Bu tamam. Ama yok oluşa da, gözümüzün önünden film şeridi gibi kayarcasına şahitlik ediyoruz.

Dil varsa varız, dil yoksa yokuz. Yavaş yavaş sıra dile geldi, gidiyor.

Biz bu vatanın asli unsurlarıyız bence, birçok kişinin böyle düşündüğünü biliyorum. Burası bizim vatanımız, vatan olabilmesi için her şey yapıldı, kanla suladık burayı da. Ama bir de atavatanımız var orada, Abhazya, bugüne kadar bir şekilde korunmuş. Son zamanlarda emperyal devletlerin girişimi ve tepişmesi sırasında bir el “ben varım” diye ortaya çıktı, birileri tanıdı. Bu bir şans aslında, dünyada yaşayan Abhazya ve Kafkasyalıların mücadeleleriyle değil dönemin getirisi bence. Orada yasalarla dil korunmaya çalışılıyor, burada öyle bir yasamız yok. Şu anda bilen konuşan kişiler bu dünyayı terk ettiğinde bu dil burada yaşamıyor olacak. Benim neslim buna da şahitlik ediyor bir şekilde. Köyde hala konuşanlar var elbet, hani Tevfik Esenç’in son Ubıh oluşu gibi, Abazaca’yı son konuşanlar olmayız umarım. Karamsarlık olarak görmeyin.

-Köydeki yaşam kaygısına geri dönersek...

-Kapalı toplumken kültüründen ve dilinden zerre ödün vermedi ama kapalılık yetmemeye başladığında, dışarıya göç başladı. İç göçten bahsediyorum; eğitim için, iş için.. gerekçesi her ne ise köyün terkedilmesi. Teknolojinin gelişmesi, elektriğin kırsal kesime gelmesi, arkasından televizyon... Köyde, evlerimizde henüz televizyon yokken eski köy kahvesine televizyon alındığında zaten bazı ritüellerimiz yıkıldı.

Kadınlarımızın dizileri vardı, kahvede onların ayrı bir bölümü vardı, orada film veya dizi izlemeye başladılar. Bu kadınlar açısından bir “yenilik” tabi ki. Herkes için “yenilikti”. Sadece geleneklere bağlı yaşanmayabilir ama “yeniliğe” kucak açarken gelenekleri esnetmemek gibi bir ilke de olmalıydı.

Bu durum sadece bizim köyümüzle sınırlı değil tabi ki, bizim durumumuzda olan diğer tüm halklar için geçerli. Televizyon benim gözümde bir delikli demir. Ondan sonraki süreci anlatmaya gerek yok. Geldiğimiz yer bunu gösteriyor.

Şimdi kış geldiğinde köyümüz adeta hayalet köy. Aile herhangi bir kentte yaşıyor diyelim, yazın buraya geliyor, diyelim ki tatile gidecekler, çocuklar “biz burada kalalım siz gidin” diyorlar. Köyü tatile tercih ediyorlar. Buradaki cıvıl cıvıl havanın etkisinden oluyor.

 

-Kışın hayalet köy derken, Memduhiye’nin dışında yaşayan bir kesim var ama evleri burada ve kışın kapanıyor mu?

-Tamamen kapanmıyor ama gençler gidiyor. Yazın köyün çehresi değişiyor. Sadece bu köyden olanları kastetmiyorum, yeğenler geliyor, akrabalar geliyor... Hani eskiden büyük aileler vardı ya, büyük dededen toruna, evlerimiz o havaya bürünüyor.

Gençler kendi aralarında kaynaşıp, o kardeşlik duygularını en üst seviyeye taşıyor, bunu görmek bize ayrı bir mutluluk veriyor. Bir bahar havası olarak algılıyoruz. En önemli olgu, kültürel yapımızın -altını kalın çizgiyle çiziyorum- kız-erkek ayırmadan, kendi aralarındaki görüşmelerde çatıyı kardeşliğin oluşturması. Biraz geç vakte kaldıklarında, delikanlılar kızlara eşlik edip evlerine bırakırlar, evine girinceye kadar da beklerler. Kapalı toplum iken de uygulanan şey buydu, birbirine sahip çıkma olgusu.

 

-Memduhiye köy mü mahalle mi şimdi?

-Mahalle. Büyükşehire bağlı bir mahalle. Hala orman köylüsüyüz ama orman köylerinin de büyükşehirlerde 2019’a kadar adaptasyon süreçleri var. Yerlerimizden, arazilerimizden vergi alınmıyor örneğin, böyle bir muafiyetimiz var.

 

-Köye ait tarla vb. mahalle olunca belediyeye mi geçiyor?

-Meralarımız var. Mera yönetimi diye bir oluşumumuz da var, hayvancılık amacıyla. Açık alan, otlak ve ekili alan, yine hayvancılığa yönelik. Büyükşehir belediyesi ya da egemen yapı sonunda bunları alacak, konut için alınacak bunu biliyoruz, ne kadar geç olursa o kadar iyi.

 

-Üniversite için bir birim kuracağız diyerek şirin bir şeyler gösterip sonrasında bir bakmışız...

-Sakarya’da Büyükşehir Belediye Başkanı da dahil olmak üzere özellikle Kayalar’ın dokusunu bozmamak gibi bir yaklaşım var. Çünkü Sakarya’nın kırsal kesiminde yüz akımız diye gösterebildikleri yerlerden bir tanesi burası. Ama Erenler ilçe belediye başkanı hiç sıcak bakmıyor. Bir an önce talan edebilmenin hesabını yapıyor.

 

-Bugün Memduhiye köyü emekliler cenneti mi?

-Aynen...

 

-Kışlık ısınma nasıl oluyor?

-Odun ve tabi ki kömür. Evlerimiz git gide kaloriferli evler haline geliyor, ben biraz ayak diriyorum. Kazan dairesi görevlisi haline gelmemek için. Genellikle katı yakıt, kömür kullanılıyor.

 

-Doğalgaz?

-Köylerde henüz biraz zor.

 

-Abhazya uzun yaşayanların ülkesi. Bu köyde çok uzun yaşayan Abazalar var mı?

-106 yaşında akran iki yaşlımız var bizim. Biri Ajiyba Lütfü Özdemir, biri de Barsıs Recep Özkan.

 

-Bu köyden çıkan ünlüler?

-Şansal Büyüka. Keriman Halis, Türkiye güzeli. Bu köyden olduğunu söylüyorlar ama biz buna dair net bir şey bilmiyoruz. Kayalar dendiğinde bu köyü de kapsayan geniş bir bölge ya.

 

-Köyde bazı bahçelerde mezarlar var. Onun hikâyesi?

 

Devamını okumak için lütfen gazeteniz Jıneps’e abone olunuz…

YORUMLAYIN

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

600 karakter kaldı

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner