Image
2011 Ocak

Dr. Mehmet Öz’ün Düzce’ye uzanan soyağacı*

1864 yılında Rus ordusu hızla yayılarak bölgeyi ele geçirmiş ve Rusların “dağlı” dediği Mehmet’in ataları kovulmuş
“Annemin ailesi Türkiye’nin itibarlı ailelerindendi. Annemin sorunlara bakışı babamdan farklıdır. Babam ‘sorunu halletmek için nasıl daha çok çalışabileceğini’ bilmek isterken, annem ‘nasıl daha akıllıca çalışabileceğini’ bilmek ister.” Bu cümleler 1960 doğumlu Dr. Mehmet Öz’e ait.
Mehmet Öz’ün annesi Suna Atabay 4 Eylül 1938’de Kemalettin ve İffet Atabay çiftinin kızı olarak İstanbul’da dünyaya gelmiş. Suna Atabay’ın annesi İffet 1910 İstanbul doğumlu. Babası Kemalettin ise 1908’de Düzce’de doğmuş. Eczacı bir aileden geliyormuş. 1920’lerde eczacılık tahsili için İstanbul’a gelmiş. Müthiş başarılı olarak 1950’de kendi ilaç firmasını (Atabay İlaç) kurmuş. Aynı yıl Mehmet Öz’ün babası da Konya’daki devlet okulundan mezun olmuş, her şeyini toplayıp İstanbul’a tıp tahsili yapmaya gelmişti.
Kemalettin’in babası, yani Mehmet Öz’ün büyük dedesi 1885 İstanbul doğumlu Esat Sezai Sümbüllü’dür. Dindar bir Müslüman olan Esat Sezai İslam konusunda birkaç kitap yazmıştı ve hattattı. Esat Sezai ve oğlu Kemalettin’in soyadlarının farklı olmasının nedeni ise ilginç. Mehmet’in teyzesi, 1934 yılında soyadı kanunu çıktığında Esat Sezai’nin mensup olduğu tarikata uygun olarak Sümbüllü soyadını, Kemalettin’in ise Atabay soyadını aldığını anlatıyor. Esat Sezai’nin karısı Düzcelidir ve oraya dönüp daha mütevazı bir yaşam sürdürmek istemektedir. Bu nedenle ayrı yaşamaya başlarlar.
Mehmet Öz’e Esat Sezai’nin bir resmini gösterdim. Resimdeki adam üzerinde bir pardesü ve kafasında bir şapkayla Boğaz’da yürüyordu. Çok şık görünümlüydü. Kırsal bir bölgede yaşayamayacak biri gibi görünüyordu. Mehmet gülümseyerek şöyle dedi. “Orada olmak istemiş, onu suçladığımı söyleyemem.”
Esat Sezai’nin karısı 1888 Düzce doğumlu Zekiye Kuyumcu’dur. Mehmet Öz’ün anne tarafının zenginliğinin bu aileden kaynaklandığı söyleniyor. Zekiye’nin babası Hacı Ali Bey kuyumcudur. Hacı Ali Bey 1840’lı yıllarda Krasnodar’da doğmuş. Çerkeslerin Şapsığ boyundan. 1864 yılında Rus ordusu hızla yayılarak bölgeyi ele geçirmiş ve Rusların “dağlı” dediği Mehmet’in ataları kovulmuş. Başka bir bölgeye yerleşmeleri ya da Osmanlı topraklarına gitmeleri istenmiş. Hacı Ali Bey diğer Müslüman akrabaları gibi Osmanlı topraklarına gelmiş. Bu olay günümüzde Büyük Çerkes Sürgünü olarak bilinir ve Türkiye’nin kuzey kesimlerinde sonlanmıştır.
Bu olaya kendini kaptırdığını itiraf ediyor Mehmet Öz. “Böylesi büyük yer değişimlerinin gerçekleşmesi ve zamanla silinip unutulması şaşırtıcı değil mi? Düşünsenize, Kazaklar geze toza sokaktan aşağı geliyor ve siz gitmek zorundasınız. Bunun yaşandığını unutuyorsunuz. Bunların hepsi geçmişimizdeki gölgeler. Atalarımızdan birinin Çerkesya dağlarından geldiğine dair ailemizde bir bilgi var. Biraz varlıklı olmalılar ki İstanbul’un eski bölgelerinden Cihangir’de arazi satın almışlar. Ailemin orada birkaç evi var ama niçin orada yaşamış olduğumuzu kimse bilmiyor. Rivayetlere göre Hacı Ali Bey birkaç aile ile birlikte gelmiş ve liderleri olduğu için nerede yaşayacaklarına karar verme yetkisi onunmuş, araziyi satın almak için kaynaklarını birleştirmişler.”
Mehmet’in bilgileri kayıtlı belgelerle de uyuşuyor. Kayıtlar Mehmet Öz’ün atalarından Hacı Ali Bey hakkındaki enteresan hikayeyi de ortaya çıkarıyor. Mehmet Öz’e Osmanlı arşivinde bulduğumuz 1.Ocak.1864 tarihli mektubu gösterdim. “Göçmen Komitesi Başkanlığına, Canik Sancağı kararı ektedir. Buna göre Çerkes göçmenlerden Şapsığ Haci Ali Bey ile beraberinde bulunanlar ve akrabaları için yapılan birkaç evin inşaatı bitmiştir, kalanların yapılmasına devam edilmektedir. Masraflar devlet tarafından karşılanmıştır.”
Mehmet’in ailesinin söylediğine göre Hacı Ali Bey Rusya’dan kaçtığında önce Canik Sancağı’na gitmiş. Sonrasında da Osmanlı hükümetinin yardımıyla Cihangir’e gelmiş. Ailesinin geçimini sağlamak için mücadele etmiş. Ailesini Cihangir’de bırakarak Kahire’ye kuyumcu olarak çalışmaya gitmiş. Birkaç yıl sonra döndüğünde tüm ailesinin hastalıklar nedeniyle öldüğünü öğrenmiş. Üzüntüden perişan olmuş ve birçok soydaşının toplu olarak yaşadığı Düzce’ye taşınmış. Burada yeni bir aile kurmuş. Mehmet Öz’ün annesinin ailesinin bugünkü zenginliğine ulaştıkları bölgeye gelişleri böyle olmuş.
Mehmet şaşkınlığını şöyle dile getiriyor. “Her şeyinizi kaybediyorsunuz ve baştan başlıyorsunuz. Ne kadar farklı bir dünya… 1860’larda Rusya’dan İstanbul’a, oradan da Kahire’ye gitmek büyük iş. Bu adam Marco Polo gibiymiş.”
Mehmet Öz’ün anne tarafından dedelerine dair belgeleyebildiğimiz ilk kişi Hacı Ali Bey. Annesinin anne tarafından ise 1867-90 aralarında İstanbul’da doğmuş olan Ahmet Bedri ve Neyire Kıyancan’a ulaşabildik. Ahmet Bedri Osmanlı hükümetinde demiryolları müfettişi olarak çalışan bir mühendismiş. Babasının adı da Ahmet ve bir sadaret kethüdası. (İçişleri Bakanı) Ahmet Bedri’nin eşi Neyire’nin annesinin adı Ayşe…
Mehmet Öz anne tarafından duyduğu bazı hikayeleri hatırlıyor. “Küçük bir çocuktum, ama hatırladığıma göre Ayşe’nin hangi şartlar altında doğduğu belli değilmiş. Görünüşe göre annesi haremdeymiş. 1800’lü yıllarda Osmanlı sultanlarından biri tahttan indirilmiş. Çok gençmiş ve Çerkes hizmetçilerden biri onu himayesi altına almış. Çocuğun amcası tahta el koymak istiyormuş ama Çerkes kadın başarılı olmuş, gencin müttefikleri geri dönerek onu tekrar sultan yapmış. İşte bundan sonra Osmanlı sarayında hep Çerkes kadınları yer almış. Osmanlılar Rusya’ya gidip Çerkes kadınlarını kaçırıp hareme getirmişler.”
Bu olayı destekleyen tarihsel olaylar olsa da doğrulayamadık. 1807’de III. Selim’in öldürülerek oğlu II. Mahmut’un tahta geçiş öyküsü bununla örtüşüyor. Osmanlı tarihçi Cevdet Paşa, II. Mahmut’un Cevri adlı Çerkes köle tarafından entrikalardan kurtarıldığını iddia etmektedir.
*Henry Louis Gates’in “Amerika’nın Simaları: 12 Olağanüstü İnsan Geçmişlerini Nasıl Keşfetti?” adlı kitabından.             
Özet Çeviri: Serap Canbek